Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Tarifsiz kederler içindeyim...



Tarifsiz kederler içindeyim...

İyi ki İsrail başbakanı Simon Peres geldi de...

Cahit Sıtkı Tarancı’yı yeniden anımsadık:

‘Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;

Olursa bir şikayet ölümden olsun.’

***

Cahit Sıtkı’nın Memleketim şiirinin terennüm edildiği gün...

Yani çarşamba günü...

Orhan Veli’nin de ölüm yıldönümüydü...

Minnacık bir haber dışında pek bir şey görmedim...

***

Ezbere bilmediğim ama yakınlaşmakta olduğunu hissettiğim tarihler vardır.

Orhan Veli’nin doğum ve ölüm tarihleri de bu tarihlerden...

Geçtiğimiz yıllardan birinde..

‘Orhan Veli’nin çay ve kaşarlı simitle anıldığına’ dair küçük bir haberi görünce, türbülansa girer gibi olmuştum.

Çünkü..

Duygu hafızam bu dönemde Orhan Veli’yle ilgili bir tarih ikazı vermemişti.

Burukluk, hayıflanma, pişmanlık bu nedenle art arda sökün ettiler. Çünkü Orhan Veli 13 Nisan 1914’te doğmuştu.

***

Orhan Veli’nin tanıdık yaşam patikalarına yeniden döndüm.

Şiir kitaplarını ortalığa yığdım.

Yaratıcılarından biri olduğu Garip Şiir Akımı’nı gözden geçirdim.

36 yıllık kısacık ömrünü Beykoz’dan başlayıp, bir gece yarısı ölümüne neden olan Ankara’daki belediye çukuruna kadar gözümün önünden akıtmaya çabaladım.

***

22 yaşında yayınladığı ilk şiir...

28 sayı çıkardığı Yaprak Dergisi...

‘İnsanın beş duyusuna değil, kafasına hitap eden’ Garip Şiir Akımı’na yazdığı manifesto...

Şiiri sokaklara taşıması...

Garip Akımı ile Yaprak Dergisi arasında, sanat anlayışındaki değişimler...

***

Ezbere bilinen mısraları...

‘Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,

Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu,

Bu derde düşmeden önce.’

***

‘İstanbul’da Boğaziçi’nde,

Bir fakir Orhan Veli’yim; Veli’nin oğluyum,

Tarifsiz kederler içinde.’

Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası şeflerinden Mehmet Veli Kanık’ın oğlu Orhan Veli neden ‘tarifsiz kederler’ içindedir?

Naif, narin varlığı ‘ağlarsa’ sesini duymayacağımızdan, gözyaşlarına ‘dokunamayacağımızdan’ emindir.

Bir yanda ‘denizi göreceksin sakın şaşırma’ diyen bir yaşam kıvancı, bir yanda hiç bitmeyen ince bir sızı...

***

Epeydir, şairlere ve şiire karşı yaygınlaşan duyarsızlıktan şikayetçiyim...

1 Kasım Yahya Kemal Beyatlı’nın ölüm yıldönümüydü, sanki hiç yaşamamış gibi sessiz geçiştirildi.

Orhan Veli’nin ölüm yıldönümü gibi...

Orhan Veli bundan tam elli yedi yıl önce ölmüştü.

Aslında her şey, 10 Kasım 1950 tarihinde, sokakta yürürken belediyenin açtırttığı bir çukura düşmesiyle başladı.

İki gün sonra İstanbul’a gitti. 14 Kasım’da öğleyin bir arkadaşının evinde yemek yerken fenalaştı. Hastaneye kaldırıldı. ‘Alkol zehirlenmesi’ teşhisiyle tedavi edildi, ancak ‘beyin kanaması’ geçirmekteydi. Geceleyin saat 23.20’de öldü.

***

Orhan Veli’nin ölüm yıldönümlerinde bir grup ‘Orhan Veli Yürüyüşü’ yapıyordu.

İki yıl önce bana yolladıkları elektronik mesajda şunları yazıyorlardı:

‘Kardeşi Adnan Veli’nin ‘yürümekten hiç bıkmazdı. Bazen Beyoğlu’ndan Sarıyer’e kadar yürüyerek, ıslık çalarak gittiği olurdu’ sözünden yola çıkarak yaptığımız Orhan Veli Yürüyüşlerinin ilki 14 Kasım 1996 Perşembe günü yapılmıştı. Yürüyüşün Taksim Atatürk Heykeli önünden başlamasını uygun bulmuştuk çünkü, Orhan Veli’nin ölümünün nedeni, yani Ankara’da belediye çukuruna düşmesi, Atatürk’ün ölümünün on ikinci yılında gerçekleşmişti. 14 Kasım 2004’te 9’uncusu yapılan Orhan Veli Yürüyüşü, yine saat 11.00’de, Taksim Atatürk Heykeli önünde başladı ve Aşiyan’da Orhan Veli’nin mezarı başında sona erdi. Tek katılım şartı, bir şiir kitabı getirmekti... Amacımız bir anma toplantısıydı ve bu toplantıyı dört duvar arasında yapmak istemiyorduk, çünkü Yaprak Dergisi’nin ilk sayısındaki Alış-Veriş şiirinin bir mısrası şöyledir: ‘Salon verir sokak alırız.’ Her yürüyüşte olduğu gibi bu yürüyüş de bir şiir şöleni oldu ve aynı şiirle başladı: ‘Bütün güzel kadınlar zannettiler ki/ Aşk üstüne yazdığım her şiir/ Kendileri için yazılmıştır/ Bense daima üzüntüsünü çektim/Onları iş olsun diye yazdığımı/Bilmenin.

10. Orhan Veli Yürüyüşü, 14 Kasım 2005’te yapılacaktır. ‘İş Olsun Diye’ yürümek isteyenleri bekleriz.’

Sanırım bu gelenek de akamete uğradı..

***

Orhan Veli, Dalgacı Mahmut şiirinde şöyle der:

‘İşim gücüm budur benim,

Gökyüzünü boyarım her sabah,

Hepiniz uykudayken.

Uyanır bakarsınız ki mavi.

Deniz yırtılır kimi zaman,

Bilmezsiniz kim diker; Ben dikerim.’

Orhan Veli artık yok.

***

Ben derim ki, anmayı unuttuysaydınız da üzülmeyin...

Yeter ki bugün yırtılacak olan denizi dikin.

Daha önceleri de önerdiğim gibi...

Gökyüzünü de sabaha karşı boyarsınız.


18.11.2007

Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.