Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Toprağınla barışmak...

Toprağınla barışmak...

Cuma günü...Sabahın erken saatleri...Daha kapı çalmamış...

Star’da, benim son üç yazımın derin bir analizini yapan Eser Karakaş’ın Normalleşme ve Altan’ın üç yazısı başlıklı makalesine gömülmüşüm:

‘Türkiye Cumhuriyeti coğrafyasının tarihi bugün bu topraklarda yaşayanlar için eşi bulunamayacak bir çeşitlilik, bir zenginlik, bir renklilik sunuyor.

Bu kadar farklı dinlerin çok köklü tarihsel bağlarının bulunduğu ve bu dinlere, inançlara mensup insanların, çok farklı kültürlerin beraberce yan yana yaşadığı, çok farklı dil ailelerinin birlikteliğinin gözüktüğü başka bir tarih ve coğrafya bulmak belki de olanaksız.

Ancak, geçtiğimiz yüz yıl içinde anlaşılması zor karar ve reflekslerle bu topraklarda bir grup insan ve siyasal hareket bu çeşitliliği öldürmek, bu zenginlik kültüründen tek sesli, tek renkli bir toplum yaratma hevesi üreterek ülkemiz tarih ve coğrafyasının bizlere verdiği en büyük avantajı sıfırlama yoluna gitmek istemişler ve maalesef belirli mesafeler de almışlardır...

Tarih ve coğrafyanın bahşettiği gelenekler o kadar zengin ki, bu avantajı tümüyle yok etmek belki olanaksız ama muazzam bir toplumsal enerji üretmeye yatkın bu gücün üzerine zorla bir tencere kapağı oturtma sürecinin yaşandığı da bir gerçek.

Ülkemizin gerçek anlamda normalleşmesi belki de siyasal-kurumsal bir dizi reformun yanında Anadolu halkının kendi tarihiyle, gelenekleriyle bugünkünden farklı bir ilişkiye girmesiyle mümkün olacaktır.

Sayın Başbakanın ifadesiyle, ‘redd-i miras’ politikası aşıldığı sürece çok zengin ortak mirasımız bize aynı zamanda her açıdan çok zengin bir gelecek de üretecektir.’ 

***

Kapı çalıyor...

Geçenlerde, yayın hayatının beşinci yıla girmesini bizzat katılarak kutladığım Adıyaman’da Bugün Gazetesi’nin son sayıları topluca geliyor...

Onlardan birinde de Perre harabelerinin resimleri var...

Aslında önemi henüz pek keşfedilmemiş gibi gözüken Perre Antik Kenti’nin ortaya çıkışı, kentin girişken ve başarılı Valisi Halil Işık’ın tek başına gerçekleştirdiği büyük bir başarı...

Ama önce Perre Antik Kenti’nin önemine ve bunun Eser Karakaş’ın analiziyle bağlantısına dönelim...

***

Bir Başka Üniversite...

İstanbul Teknik Üniversitesi Dergisi Perre’yi şöyle anlatmakta:

‘Halk arasında ‘Pirin Mağaraları’ olarak da bilinen oda mezarların kazısında da görevli iki arkeologdan biri olan Hacı Mesut Tekin’le sohbete başlıyoruz.

... Nemrut’tan açılmışken konu, üzerinde durduğumuz antik kentin sakinleri için Nemrut Dağı’nın ne kadar önemli olduğundan bahsetmeye başlıyor Hacı Abi...

Mağaradan Nemrut’un görünmesi tesadüf değilmiş...

Nekrapol, Kommagene Krallığı için büyük öneme sahip olan tapınaklarının ve tanrılarının mekánı olan Nemrut Dağı’na bakacak şekilde inşa edilmiş.’

Bulunduğumuz yerden kalkıp Nekropol’deki kazı alanını gezmeye başlıyoruz.

Nekrapol, kısa aralıklarla uzanmış parçalardan oluşuyor ve her parçaya galeri deniliyor. Galerileri gezerken kazı ekibiyle tanışıyor ve Kommagene Krallığı ile ilgili bilgileri öğrenmeye başlıyorum.

Başkentleri olan Samsat’ın, Adıyaman’ın aynı adlı eski ilçesi Samsat’la birlikte Atatürk Baraj Gölü’nün altında yattığından, aynı acı kaderi bu krallığın diğer bir büyük kenti olan Zeugma’nın da paylaştığından ve bunun da kendisini ne kadar üzdüğünden bahsediyor Hacı Abi. 

***

‘Kazı alanından sonra yürüyüşe devam edip antik kentin üzerinde kurulmuş olan köye giriyoruz. Eski ismi Perre’den gelen Pirin. Daha sonra Adıyaman’ın köye yaklaşmasıyla birlikte adı Ören Mahallesi olmuş. Köyün girişinde bizi karşılayan bahçe duvarına dikkatimi çekiyor Hacı Abi. Duvarın köşesinde, duvarın ‘sağlam’ olması düşüncesiyle bir antik sütun parçası kullanılmış.

Anlattığına göre köyün üzerinde bulunduğu alanın altında büyük bir antik kent varmış.

Köy meydanına vardığımızda köyün kadınlarının su doldurdukları -aslında tarihi bir hamamın girişi olan- Roma Çeşmesi’yle karşılaşıyoruz. Halen kullanılmakta olan Roma Çeşmesi’nin başı çok kalabalık ve girişi bir hayli zahmetli olduğundan içerisine göz atamıyoruz. Ancak Hacı Abi’nin bahsettiğine göre içeri girdikten sonra suyun geldiği dar geçitten geçip geniş odalarıyla hamam görülebilirmiş.

Bütün bunların yanında valiliğin ayırabildiği kısıtlı bütçe sebebiyle tam bir bilimsel kazı da yapılamadığını anlatıyor.

Bölgenin hakkının verildiği bir kazı yapılabilmesi için ise geniş bir bütçeyi destekleyebilecek sponsorlara ve de büyük bir akademik desteğe ihtiyaçları olduğunu da ekliyor.’ 

***

Arkeolojiye düşkünlüğü nedeniyle Perre Antik Kenti’nin bilinir hale gelmesini sağlayan Vali Halil Işık bana Adıyaman’dan ‘yirmi bir uygarlık’ geçtiğini söyledi...

M.Ö. I. yüzyılda, şimdiki Adıyaman ili sınırları içerisinde yer alan ve başkenti, bugün Atatürk Barajı’nın suyu altında kalan Samosato (Samsat) olan Kommagene Krallığı bunlardan yalnızca bir tanesi...

Normalleşsek, Adıyaman o yirmi bir uygarlıkta, o yirmi bir uygarlık da Adıyaman’da olur...

Cumhuriyet’in erken dönemdeki ‘milliyetçilik’ anlayışı bizi o uygarlıklardan, o uygarlıkları da bizden kopardı...

İnsanlık aleminin dışındaymışız gibi yaşamaya koyulduk...

Yersiz korkular o canım Anadolu kentlerini eski birikimlerinden yoksun bıraktı... Kimliğinin zenginliğini azalttı... Issızlaştırdı, yalnızlaştırdı...

Geçmişini hatırlayamayan bir amnezi hastasına döndürdü...

İnsanlar toprağı ile küs hale geldi...

Toprağımızla barışmak onun barındırdığı uygarlıklarla içli dışlı olmakla olası...

Bunu yapmadıkça çok sağlıklı bir toplum olamayacağız...

Kimliğimizi merak ederek kimliksiz dolaşacağız.

Perre Antik Kent haberlerinin bana ulaştığında okuduğum Eser’in yazısı işte bunu söylemekteydi.

Toprağımızla barışmak da artık gündemimiz de almalı...

Almalı ki, insanlığın bir parçası olduğumuz da toplumca kabul görsün, gereği yapılsın.


06.01.2008


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.