Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > gazete360 Yazıları > MİTleşmek, Diyanetleşmek

MİTleşmek, Diyanetleşmek

Geçen haftanın beni en şaşırtan olayı, mezun olduğu Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Master ve Doktora da yapmış olan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın parlamentoda temsil edilen Barış ve Demokrasi Partisi’ni eleştirirken, PKK’nın dağdaki yönetim kadrolarını övmesi oldu.

Atalay şöyle diyordu:

“Biliyorsunuz istihbarat birimimiz, siyasi kesim dışındakilerle görüşüyor bu süreçle ilgili, isim veya konum vermeyeyim. Biz biraz daha BDP’lilerle görüşüyoruz, daha çok Adalet Bakanımız, zaman zaman ben, ikimiz birlikte.

Ama MİT daha farklı kesimlerle…

Onlar, bu konularda daha yetişmiş bu siyaset yapanlardan, daha olgun, bu işleri daha bilen ve daha makul yerdeler. Onu da burada bu vesileyle söylemek istiyorum.

Bu işleri değerlendirirken biraz okuyarak, bilerek değerlendiriyorlar. Daha tutarlı, daha makul ve bu işi daha bilerek, Türkiye’yi, Türkiye’de neyin olup olamayacağını, süreç nasıl yürür, nasıl yürümez onu, onlar daha iyi biliyorlar.”

1982 Anayasası’nın bile bizim ‘demokratik bir hukuk devleti’ olduğumuzu yazmasına rağmen, Başbakan Yardımcısı Atalay’ın Meclisteki seçilmişleri aşağılarken, dağdaki silahlı unsurları yüceltmesi, üstelik de bunun da hiçbir şekilde eleştiri konusu olmaması siyasal tablomuzun niteliğini gösteriyor.

xxx

Dağdakileri seçilmişlere yeğleyerek demokratikleşemeyeceğimize göre, acaba ne oluyoruz?

Sorunun cevabını çok net bir biçimde 2014 yılı bütçesi veriyor: Bir yandan ‘MİT’leşirken, diğer yandan da ‘Diyanet’leşiyoruz…

Bütçe devletin cebidir. Bütçeye bakarak o bütçenin ait olduğu devletin niteliklerini de kolaylıkla tanımlayabiliriz…

Çünkü ayrılan ödenekler devletin kimliğini de protokolünü de dolayısıyla önceliklerini de resmileştirir…

Son beş yılda harcamaları ikiye katlanan MİT, önümüzdeki yıl Cumhuriyet tarihinin de en büyük ödeneğini almış olacak…

Öyle ki MİT’e 2014 yılı bütçesinden ayrılan 1 milyar 58 milyon liralık ödenek, Başbakanlık başta olmak üzere birçok icracı bakanlıkları da sollamış bulunuyor.
Kısacası ‘istihbarileşmemiz’ her şeyin önünde… ‘MİT’leşiyoruz demem de bundan…

Ama aynı zamanda ‘Diyanet’leşiyoruz da…

Çünkü…

Milli İstihbarat Teşkilatı’ndan sonra bütçeden aldığı ödenek hızlı bir şekilde artan kurumların başında Diyanet geldi.

Diyanet İşleri Başkanlığı, 2012 yılı bütçesinden 3,8 milyar lira, 2013 yılı bütçesinden 4,6 milyar lira pay aldı. 2014 yılı bütçesinde ise Diyanet’in aldığı ödenek yaklaşık 800 milyon liralık artışla 5,4 milyar liraya ulaşıyor.

2014 yılı rakamlarına göre Orman ve Su İşleri, Kalkınma, Gümrük ve Ticaret, Gençlik ve Spor, Ekonomi, Çevre ve Şehircilik, Bilim, Sanayi ve Teknoloji ile AB Bakanlığı’nın toplam ödenek teklifinin ancak Diyanet’e ulaşabildiğini de söylemem gerek…

Türkiye’yi yöneten siyasal iktidarın zihniyet yapısında MİT başbakanlıktan önce gelirken, Diyanet İşleri de örneğin Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın çok önünde koşmakta…

Üstelik sıçrama sadece Diyanet’in ödeneğinde yok; Taraf Gazetesi’nin manşetten belirttiği gibi Diyanet aynı zamanda devlette sıçrama tahtası…

Devlet bürokrasisinin ana kaynağını epeydir Diyanet oluşturuyor.

2002 yılında, AKP’nin iktidara geldiği tarihte 74 bin olan Diyanet’in kadrosu bugün itibariyle 118 bine ulaştı. Diyanet’e tahsis edilen toplam kadro sayısı ise daha da yüksek, 141 bine ulaşmış durumda… Tahsisli kadroların yaklaşık 23 bini ise daha sonra kullanılmak üzere boş bulunuyor.

Zaten Diyanet’in bütçeden aldığı payın artmasında personel sayısında yaşanan hızlı artış etkili oldu.

Kadroları sürekli artan Diyanet İşleri Başkanlığı AKP döneminde birçok kuruma da geçiş merkezi hâline geldi.

Kurumdan, diğer kurumlara yılda ortalama olarak 2 bin kişi yatay geçiş yapıyor.

Ve yine son üç yılda torba kanunları ile yapılan düzenlemeler ile vekâleten görev yapan başkanlık personeline sınavsız olarak kadroya geçiş imkânı sağlandı.

xxx

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu, aynı okulda Master ve Doktora da yapmış olan Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, parlamentoda temsil edilen Barış ve Demokrasi Partisi’ni eleştirirken, PKK’nın yönetim kadrolarını övmesinin beni çok şaşırttığını söyleyerek yazıya başlamıştım…

Yazının sonuna gelirken, bu kadar süratle MİT’leşen ve Diyanet’leşen bir siyasal iktidarın önemli bir yetkilisinin demokrasinin beşiği olan parlamentodaki bir siyasi parti grubunu dağdaki silahlı militanlara yeğlemesine şaşmamı azıcık abarttım mı diye düşünmeye başladım…

12 Eylül rejiminin iskeleti üzerinde yükselmeyi tercih ederek, sanal bir parlamentoyu tercih eden bir anlayış zaten demokratikleşemez…

Olsa olsa demokratikleşiyor numarası yapar, 12 Eylül rejimindeki tadilatlarla göz boyar…

Unutmayın ki basının görülmemiş bir baskı altında tutulması yanında, Milli Güvenlik Kurulu da YÖK de tüm 12 Eylül düzeni de sapasağlam ayakta…

O halde geriye ne kalıyor? Erbakan çizgisine rücu eden Başbakan’ın tavrına çok uygun olarak bir yandan MİT’leşme, diğer yandan Diyanet’leşme...

Zaten siyasal iktidar da bunu yapıyor… Bir yandan MİT’leşiyor, diğer yandan Diyanet’leşiyor…


21.10.2013


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.