Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > gazete360 Yazıları > Merhum Türkiye Cumhuriyeti

Merhum Türkiye Cumhuriyeti 

Siyasal iktidara yönelik ‘hırsızlık, yolsuzluk ve rüşvet’ iddialarını denetlemeyi imkânsız kılan ve ‘yargıyı doğrudan yürütmeye’ bağlayan son HSYK yasa tasarısı TBMM Genel Kurul’una inerken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da beş yıl sonra Avrupa Birliği’nin yolunu tutuyor.

Avrupa Birliği, Başbakan Erdoğan’a, hem yargıya hükümet darbesi yaptığı, hem de HSYK yasasıyla ‘yargıyı yasamaya bağlamaya’ çalıştığı için devlet dersinden çakmış ve bu işin ruhunu hiç anlamamış külhan bir öğrenci muamelesi yapmaya hazırlanıyor.

xxx 

Erdoğan’ın yolsuzluk soruşturmasını örtmek için çabaladığını yazan Le Monde Gazetesi’nin önceki günkü başyazısında şu ifadeler yer alıyordu:

‘Erdoğan en küçük zorlukta bile iç ve dış düşmanların kendisine komplo düzenlediğini söylüyor.

Demokrasi anlayışı, seçimleri kazandığı sürece devletin ona ait olduğu şeklinde...

Bu anlayış, kendi hizmetinde bir kamu idaresi olması için tasfiye girişiminde bulunmasına izin veriyor.

İç siyasette 2013 baharındaki eylemlerde gördüğümüz gibi artık en ufak bir muhalefete tahammül gösteremiyor.

Dış dünyada Türkiye’yi birçok komşusuyla zor duruma sokan bir dış politika izliyor.’

xxx 

Başbakan Tayyip Erdoğan’ın varlığından ve fikirlerinden bihaber göründüğü Fransız düşünür Baron de Montesquieu, üç yüz yıl önce ‘Yasaların Ruhu’ adlı eserinde ‘Kuvvetler Ayrılığı’nı açıklamıştı.

Montesquieu, politik gücün ayrılmasını; yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrılması olarak tanımlamıştı.

Bu bakış açısını da Roma Cumhuriyeti’ndeki ayrılmış güçlerden hiçbirisinin bir diğerinin gücünü elde edemiyor oluşundan almıştı.

Locke da Montesquieu’dan önce yönetimin mutlak gücünün özgürlükçü ve eşitlikçi bir çerçevede ele alınarak mutlaka belirli bir düzeye indirilmesi gerektiğini ve bunun ancak Kuvvetler Ayrılığı ilkesiyle gerçekleştirilebileceğini savunmuştu.
Locke’un yasama ve yürütme güçlerinin birbirinden ayrılığı olarak açıkladığı Kuvvetler Ayrılığı ilkesi; Montesquieu tarafından yasama, yürütme ve yargı güçlerinin ayrılığı olarak geliştirilmişti.

Montesquieu, iyi bir demokrasi için en iyi hükümet biçimini, yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden ayrıldıkları, her birinin bir diğerini denetleyebildiği ve herhangi birinin aşırı güçlü hale gelmesinin engellendiği hükümet biçimi olarak tanımladı.

Modern Devlet anlayışının temeli böyle atıldı.

xxx 

Türkiye Cumhuriyeti Montesquieu’nün ‘Kuvvetler Ayrılığı’nı hiçbir zaman gerçek anlamıyla uygulamadı.

Demokrasinin özünü oluşturan, bireyi devlete karşı koruyan, gerçek bir denetim sağlayan ‘Kuvvetler Ayrılığı’ buralarda hep ihanete uğradı.

Hep bir ‘görüntü’ olarak kaldı, görüntünün içi doldurulmadı.

Birinci Cumhuriyet bu nedenle hiçbir zaman demokrasi olmadı.

Ancak, 17 Aralık’taki ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ ertesinde, iddiaların araştırılıp soruşturulmasını engellemeye kalkan siyasal iktidar bizdeki ‘görüntü devleti’ de yok etti.

Siyasi iktidar, 12 Eylül rejiminin yok edildiği, AB standartlarında bir demokrasinin hayata geçirildiği demokratik bir cumhuriyet vaat ederek yönetime geldiği halde 17 Aralık’tan sonra elimizdeki titrek görüntülü mevcut yapı da hançerlendi.

O köhne yapının da gerisine düştük.

Mahkeme kararını dinlemeyen bir kolluk da ilk defa Erdoğan iktidarının ‘hukuka yaptığı darbe’ sonucu mümkün hale geldi…

Meclis Genel Kurulu’na sevk edilen HSYK yasa tasarısı kanunlaşırsa, çökertilen ‘görüntü devleti’nin tabutuna son çivi de çakılmış olacak.

‘Görüntüsü’ bile kalmayacak olan devlet, ‘Merhum Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ olarak tarihin ‘ölüm ilanları’ sayfasında yer alacak.

xxx 

Avrupa Birliği bu cinayet karşısında çırpınıyor.

Avrupa Birliği Komisyonu, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapısında değişiklik öngören kanun teklifinin AB mevzuatına uygun olmasını sağlamak amacıyla danışmalarda bulunulmasını istemekte…

AB Komisyonu’nun genişleme ve komşuluk politikasından sorumlu üyesi Stefan Füle’nin sözcüsü Peter Stano, Türkiye’nin AB adayı olması nedeniyle ülkedeki gelişmeleri çok yakından izlediklerini belirterek, “gelişmelerin katılım süreci ve kriterlerine uygun olup olmadığına bakıyoruz. HSYK ile ilgili taslağı da Türkiye’de yargının bağımsız ve etkili kalmasını sağlama perspektifiyle inceliyoruz” diyor.

Stano, siyasi kriterlere bağlı kalmanın, Türkiye’nin katılım sürecindeki taahhütleri arasında yer aldığını hatırlatıyor ama ortada devlet kalmadı ki siyasi kriterler söz konusu edilsin.

xxx 

‘Solgun bir halk çocukları ayaklanmasının’ temsilcisi olarak ortaya çıkan Başbakan, siyasal iktidarının ‘ustalık’ döneminde hem devleti yok ediyor, hem de kendi siyasi sonunu hazırlıyor.

Kendi varlığına, sözüne ihanet etmeseydi, ilerde çok başka anılacaktı.

Şimdi kendi başarılı geçmişini yok eden, yolsuzlukların soruşturulmasını engellemek için ‘görüntü devleti’ de çökerten bir otoriterleşme meraklısı olarak bilinecek.

Bu toplumun insanları ise çöken devletlerinin enkazından AB standartlarında bir demokrasiyi, askeriye siyasetine de, din istismarı üzerinden faşizm denemesine de asla geçit vermeyecek yeni bir yapıyı inşa edecekler.

Bedelini ağır bir şekilde ödediğimiz korkunç tecrübeler edindik, askerleri de, dindarları da gördük, demokrasi dışındaki her maceranın eninde sonunda bizi karanlık bir kaosun kucağına bıraktığını acılar çekerek öğrendik.

Çok kandırıldık, çok aldatıldık, çok ihanete uğradık.

Yalancıları, ahlaksızları, katilleri, hırsızları alkışlayarak ezildik.

Bundan üç yüz yıl kadar önce yaşamış bir Fransız düşünürün fikirlerine bile ulaşamamanın bütün utancını yaşadık.

Neler olamayacağını biliyoruz artık, nelerin olması gerektiğini de.

Henüz iktidardakiler bunun farkına varmasalar da bir dönem bitti, görüntü devlet tümden çöktü, yeni bir toplum, yeni bir devlet inşa etmenin bir mecburiyet olduğu yeni bir döneme girdik.

Bu korkunç çatırdılar sizi ürkütmesin, çöken bir cumhuriyetin hafriyatı yapılıyor.

Bırakın hırsızlar son vurgunlarını vurup ganimetlerini kapışsınlar, inşa edilecek yeni yapıda onlara yer olmayacak nasılsa.


20.01.2014

Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.