Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Modern zamanların yeni kavramı kent dindarlığı mı?

Modern zamanların yeni kavramı kent dindarlığı mı?

Ne oldu?

Dinin kültürel boyutlarının ihmal edilmesiyle kent dindarlığı kayboldu...

Dinin güzel sanatlar boyutları yoksullaştı...

Zaman içinde Müslümanlığın sosyolojik, edebi, mitolojik tarafları ortadan kalktı...

Ve...

Tüm bunlarla birlikte dinin kültür kaynağından beslenen kent dindarı ve kent dindarlığı da azaldı...

***

Neyi göz ardı ediyoruz?

Dinin kültürel ve sosyolojik boyutunu göz ardı ediyoruz...

Öne çıkan ne?

Dinin siyasi bir mesele olarak algılanması...

Dinin kültürel özelliklerini ön plana çıkaran kent dindarı ve kent dindarlığı kavramı yok olunca...

Dini bir rant aracı olarak kullananlar ön plana çıkıyor...

Daha vahimi bu yaklaşım dini yozlaştırmaya yönlendiriyor...

***

Geçen haftaki Kent Dindarı mısınız? başlıklı yazım tahminimin çok ötesinde olağanüstü bir ilgi topladı...

Okurların talebi doğrultusunda benimle Moral Dünyası Dergisi’nin yaptığı bir röportajdan oluşan bu yazının devamını da yayınlıyorum:

Soru şu:

‘Kent dindarlarını ortaya çıkardığını söylediğiniz kültürel ortam oluşturulamıyor mu toplumda?’

Cevap ise şöyle:

‘Kent dindarları oransal olarak kayboldular. Zaman zaman benim rastladığım ve içimin açıldığı kent dindarlarına rastlıyorum. Ama çok genç bir nüfusuz. Aynı zamanda kentleşmemiz yeni, kırsalımız daha egemen olmaya başladı. Bir de normalleşemediğimiz için dinin mitolojisini, güzel sanatlarını, tarihsel birikimini bize aktaran bir sosyal ortam da yok. Bunu bize aktaran bir kurumsal yapı da yok. Zaman içinde taşranın daha donatımsız insanlarının Müslümanlıktan medet uman bir siyasi yaklaşımı, İslam’a kültürel boyutlarını da algılayan bir inanç derinliğinde bakanların aleyhine dönmüş. Birinciler çoğalınca diğerleri hem oransal hem mutlak oranda azaldılar. Kent dindarını üreten mekanizmalar da kayboldu. Siz din sosyolojisini kültürel olarak, dinin özelliklerini kültürel olarak bizim hayatımızda konuşan birisini görüyor musunuz? Bunu bir siyasi algılama olarak tedavülde tutmak çok daha ağırlıklı maalesef.’

***

Soru şu:

‘Kent dindarlığını yeniden ihdas etmek, kent dindarlarını yeniden yetiştirmek nasıl mümkün olacak?’

Cevap ise şöyle:

‘Böyle bir yapıyı gerektiren bir anlayışın egemenliği asıldır. Şimdi bunun hiçbirisinden nasiplenmeyip, sadece siyasi bir rant ve çıkar aracı olarak algılamak ve kullanmak kent dindarlığını öldüren, yok eden, berhava eden, sistemi ve Müslümanlığı sığlaştıran, yok eden bir yapı getiriyor. Yani sosyolojik bir kalkınmayla birebir bağlantılı, derinlikle, kültürel ufukla, yeryüzünü izlemekle, yabancı dil bilmekle, işini dünyanın her tarafında iyi yapmakla, insanlığa katkı getirecek bir algıyla. Bunlardan mahrum bir Müslümanlığın en iyi yorumunun yapıldığını söylemek çok doğru olmaz.’

***

Soru şu:

‘Günümüzde kent dindarlığının kaybolduğunu, yerine köy dindarlığının geldiğinden bahsediyoruz. Ama Peygamber Efendimiz (s.a.v.) zamanında Yesrib diye bilinen şehir, cahiliye devrinden kurtarılarak Medine olarak isimlendirilmiştir. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?’

Cevap ise şöyle:

‘Doğru. Din aynı zamanda bir medeniyettir. Bizim dinimizin o sırada getirdiği esaslar cahiliye devrinin o şartlarında çok daha ileri unsurlardı. Ama bu, zaman içinde yok oldu. Mesela bugün beş kalkınmış Müslüman ülke ismi söyleyemeyiz. Neden? Birincisi özeleştiri yok. Yani bizim dinimizde bir özeleştiri yok. Suçluyu dışarıda aramaya yönelik bir yaklaşımımız var kültürel olarak, sosyolojik açıdan. İkincisi teknoloji ile ilgimiz yok. Üçüncüsü azla yetinme söz konusu. Yani bir zenginleşmeyi sağlayan dinamik yok. Onun için kendi sürecimizde Medine’ye giderken, Medine yani medeniyete yönelik bir projeyi zaman içinde nerelerde aksattık bunu düşünmek lazım.

Acaba içtihat kapısını kapatmak büyük bir yanlış mıydı? Acaba o ehliyette ve vukufiyette insanları mı üretemiyoruz? Müslümanlığın etkin olduğu kırsal alanlar mı daha fazla? Nihayetinde fazla haksızlık etmemek lazım Müslümanlık çok genç bir din. Delikanlı. Bir Hıristiyanlığın yanında henüz daha olgunluk dönemine geçebilmiş kadar eski bir din değil. Ama benim gördüğüm sakin sakin bunları konuşmuyoruz. Hep bir propagandaya yönelik tavır var. Her şeyde öyle, milliyetçilik, din, ne olursa olsun. Sakin konuşma, kendine sakinlik içinde bakabilme, ben hiçbir yerde görmedim bunu. Başka kimliğin olmadığı vakit, Müslümanlığı kimlik olarak kullanmak, Türklüğü kimlik olarak kullanmak bir çaresizliğin ifadesidir. Mesleği olmayan, katma değer oluşturamayan, değer oluşturamayan, dünyayla rekabet edemeyen insanların Müslüman olması Türklüğe ve Müslümanlığa bir şey kazandırmıyor. İlk önce kendi donanımın çok esas. Çok yeni, çok delikanlı bir din ama bizim niye beş tane kalkınmış Müslüman ülke sayamadığımızı ifade etmek lazım. Bunu sorduğumuz zaman bize söylenen şu: Kutsal metinlerimiz bunu aslında çok daha olumlu bir şekilde söyler. Peki o zaman bunu uygulayanlar niye bu kutsal metinlere uygun adamlar değil. Hep bir korunma var. Kutsal metinlerdekine uygun bir uygulama göremediğimiz zaman bu bahane söyleniyor. O zaman niye Müslümanlar kutsal metnin gerektirdiği derinlikte ve genişlikte bir uygulama içinde değiller. Kendi kendimize bakma, Müslüman áleminin eksiğini gediğini, sağduyulu, sakin bir şekilde değerlendirme niye yok? Bunu yapabilmemiz için kültür boyutuna geçmemiz lazım. Dinin kültürde kapladığı alanı din sosyolojisi açısından oynadığı rolü bilmemiz lazım. Bunlar yerine bunu siyaset haline getirerek bir araç şeklinde kullanırsak o aracı da kullanan çok donanımsızsa sonunda din de maalesef kendi derinliğine değil onu kullananın sığlığına yönelik bir zedelenmeye uğramış oluyor. ‘

***

Soru şu:

‘Dinin kültürel boyutuna vurgu yapıyorsunuz. Türkiye’de dinin algılanış şekli farklı mı?’

Cevap ise şöyle:

‘Müslümanlığı bir anayasa, ceza kanunu, medeni kanun olarak algılamak yerine kültürel boyutta algılamak lazım. Mesela inançsızlar ‘Allah korusun’ diyor. Bu bir kültür, beş vakit ezan sesi dinliyor, hepimiz sünnetliyiz, o kültürün içindeyiz fakat bunun bir kültür olduğunu göremiyoruz. Çünkü Türkiye’de din; sosyolojik, kültürel mesele olmaktan ziyade siyasi bir mesele olarak algılanıyor. Kışla ile cami arasında kavganın unsuru olarak algılanıyor. O zaman yozlaştırılıyor, derinliğini kaybediyor, sığlaşıyor ve tutunamayanların hayata tutunma aracı oluyor. Halbuki din bunların çok dışında bir şey. Din bir şekilde bir inanç, binlerce yılın getirdiği insanlığın bir háli. Bu kadar sığ, yoz, küçük rant peşinde koşmaya yönelik bir peynir fareliği yapmak için kullanılabilen bir araç olmanın çok ötesinde bir durum. Aynı zamanda toplumun kültürü, duruşu. Bu şekilde bakan bir yaklaşıma ben hiçbir şekilde rastlamıyorum. Yani kendine devlet kadrolarında iş bulma, ihale kapmanın aracı değil din. Din bu toplumun varoluş temellerinden bir tanesi ve belki de en önemlisi. Onun için biz bunu siyaset dışarısına çıkartıp sosyolojik kültür olarak algıladığımız vakit tekrardan kent dindarları doğar. Bu konuyu siyasetten kültüre çekersek bence çok daha normalleşeceğimizi düşünüyorum.’

***

Tartışmaktan bıkıp usanmadığımız türban konusu yeniden gündemdeki tahtına serildiği günümüzde, ‘kent dindarlığı’ kavramı daha da elzem bir aciliyet haline dönmekte...

Onun için sorum aynı:

‘Dindar iseniz, nasıl bir dindarsınız?


20.01.2008


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.