Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > gazete360 Yazıları > Musul’a da Girdik…

Musul’a da Girdik…

Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi’nin katilini on gündür bulamayan, bunca zamandır olay yeri incelemesini tamamlayamayan, Güneydoğu’yu cehenneme çeviren, Rus uçağını düşürdükten sonra Suriye’de kıpırdayamaz hale gelen siyasal iktidarın önceki gün birdenbire Musul yakınlarındaki Başika Bölgesi’ndeki üsse tankçılar dâhil 600 asker sevk etmesi herkesin merakını uyandırdı.

Her türlü yalanı söylemekte iyice kaşarlanan Ankara siyasetçilerinin palavralarına boş verip olayla ilgili dünya medyasını izlemeye koyuldum.

Baktım işler bizim yerli siyasetçilerin söylediği gibi ‘rutin’ palavralarıyla geçiştirilecek türden değil.

* * *

Önce, ABD Savunma Bakanlığı’nın, ‘Türk askerinin Kuzey Irak’a kaydırılmasının farkındayız ama bu konuşlandırma koalisyon aktivitelerinin bir parçası değil’ şeklindeki açıklamasına rastladım.***

Musul’daki askeri varlığı artırıp, yer değiştirtmek Uluslararası Koalisyon’un parçası değilse neyin parçası?

Suriye’deki yersiz ve temelsiz öngörüleri nedeniyle duvara tümden toslamış olan siyasal iktidar belli ki ABD’nin çok fazla ses çıkarmayacağı hesabıyla, Irak Merkezi Hükümeti’ni ve Irak toprak bütünlüğünü yok sayan yeni maceralar peşinde koşmakta…

Ortadoğu’da perişan olmasına rağmen bölgede hala kıyısından köşesinden zorla resme girme, içerde milliyetçi oylara göz kırpma, dozu artan bir şekilde Rusya’dan yükselen IŞİD ile ilgili iddialara karşın dünya kamuoyuna kendince bir şeyler söyleme ve en önemlisi yıldönümü yaklaşmakta olan 17-25 Aralık yolsuzluğunu unutturma çabası galiba…

Olası mı?

* * *

Dün, gün boyu, Irak Merkezi Yönetimi’nden gelen, bu eylemin uluslararası hukuka uygun olmadığı noktasından başlayıp, 48 saat içinde durumda bir değişiklik olmaz ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne gitme de dahil tüm seçenekleri kullanacaklarını beyan eden bir uyarı salvosuna şahit olduk.

Fazlasıyla tükenmiş görünen bir zihniyet dışarıda serseri mayın gibi hareket ederek ömrünü mü uzatmaya çalışıyor acaba?

Ne yapmak istiyor?

* * *

Bu iktidarın yaptıkları akılla açıklanamıyor ve birçok cevapsız soru yaratıyor:

1- Rus uçağını ‘ulusal egemenliğimizi’ korumak için vurduğumuzu söylerken, Suriye’den sonra bu kez de Irak’ın ‘ulusal egemenliğini’ yok saymanın, meşru zemini olmayan bir askeri harekâta girişmenin manası ve uluslararası hukuk açısından savunması nedir?

Irak yetkilileri ‘çekilin’ diye bas bas bağırmakta… Hamasi nutuklarla bu durumun üzeri örtülebilir mi?

2- İçerde kendi Kürtlerinle gırtlak gırtlağa gelirken, Irak’ta Bölgesel Kürt Yönetimi’ni merkezi hükümete karşı kışkırtmanın akılcılığı nerededir, kazancı nedir?

Aynısını Türkiye’ye yaparlar ise buna karşı çıkmanın tutarlılığı ve haklılığı sağlanabilir mi?

3- Ayrıca Irak Kürt Hareketi’nin Türkmenlere zulüm ettiğini seslendirip dururken, Musul’da Kürtlerle iş birliği yaparak uluslararası hukuk açısından çok sıkıntılı bir oldu bittiye girişmenin mantığı ne?

Putin salvoları karşısında içeride ve dışarıda gündem değiştirmek isteği mi? Cuma namazını Emevi Camii’nde kılmak gibisinden bir kendi uydurduğuna inanma hastalığının tekrarı mı?

4- Madem hedefiniz IŞİD terörü, Diyarbakır ve Suruç cinayetlerinin üzerini neden örttünüz?

Ankara’da adeta adım adım izlenen IŞİD teröristlerinin eylemini, yüzünüz ve vicdanınız kızarmadan ‘kokteyl’ diye geçiştirme ahlaksızlığından neden medet umdunuz?

* * *

Yalanlarla tüm Türkiye halkını uyutmaya çalışmak, hırsızlığı Türk ceza hukukunda tanımı olmayan paralel adlı hayali bir yapı şamatasıyla örtmeye yeltenmek, anayasal ve hukuksal yetkisi olmadığı halde uluslararası hukuku ihlal ederek yurt dışına silah gönderip bunu yazan gazetecileri çakma mahkemelerle içeri atmak, olup biteni kamuoyu duymasın diye kara faşizmi arttırmak, medyaya baskı uygulamak… Bunlar, mevcut siyasal anlayışı tanımaya fazlasıyla olanak veriyor, bu anlayışın dışarıda değişmesi düşünülebilir mi?

Bu anlayış ne içeride, ne dışarıda değişiyor.

Dışarıda akıldışı manevralar yaparken içeride de ‘ince icraatlar’dan medet umuyorlar.

Örneğin, 2 Aralık günü ‘Gemi Tanklarının Kalibrasyonuna Dair Yönetmelik’ yürürlükten kaldırılıverdi, saydamlığı yok eden böyle bir karar neden alındı acaba?

Konuyu sadece Mustafa Balbay gündeme getirdi…

Şeffaflıktan ve ölçümden kimler korkar? Bu yönetmeliğin herhangi bir korku ile ilişkisi var mı?

Nedenleri teknik mi?

Bir yetkili açıklasa da bilsek…

* * *

Mevcut siyasal iktidarın çaresizliği arttıkça, garip hareketleri ve hareketliliği de artıyor.

Sanki amaçsız bir zaman kazanma, sonuçsuz ve hedefsiz bir debelenme gibi.

Rusların uçağını düşürünce Ankara fiilen Suriye’den diskalifiye edilmiş görünüyor.

Galiba şimdi aynı akıbet Irak’ta da yaşanacak.

Besleme basınla amigo şamatalığı yapmak dış politikada bir işe yaramıyor. Bu, zorbalık yaparak içeride gazeteci tutuklamaya da benzemiyor.

Çifte standartlı, azgın görünümlü mahalle çocukluğu bakalım bu tuhaflıklarıyla Ortadoğu’da başımıza daha neler getirecek?

Galiba bütün ülkeyi Ortadoğu’da ‘persona non grata -istenmeyen adam-’ ilan ettirene kadar uğraşacaklar.

07.12.2015


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.