Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > gazete360 Yazıları > Yeni anayasa sahtekârlığı

Yeni anayasa sahtekârlığı

Türkiye’nin yeni bir anayasa yapabilmesi için öncelikle dürüst, ahlaklı ve demokrat yeni bir siyaset kurumuna ihtiyacı var…

Sahtekârlığı, yalancılığı, hırsızlığı, hukuksuzluğu şiar edinmemiş bir siyaset kurumuna.

İktidar partisinin çürümüş olduğu bir siyaset yapısıyla nasıl yeni ve güvenilir bir anayasa yapılabilir?

* * *

Hep söyledim, hep de söylemeye devam edeceğim…

AKP, 12 Eylül’ün halka gerçek ve demokratik siyaseti yasaklayan Siyasal Partiler Yasası’nı değiştireceğine 15 yıl önce söz vermişti… 12 Eylül’ün Seçim Kanunu için de aynı sözü vermişlerdi.***

Diyanet İşleri Başkanlığı’nın bu hale düştüğü bir siyasal İslamcılık döneminde belki siyasal ahlakı sorgulamak gereksiz ama bu sahtekârlığın ortasında gözümüzün içine baka baka ‘yeni anayasa’ palavraları sıkan adamları izleyince şart oluyor.

Sahtekârlığın heykelini diken ahlaksızlığa tek soru yeter aslında:

“15 yıldır, söz verdiğiniz halde neden 12 Eylül siyasal partiler yasasını değiştirmediniz?”

* * *

Yeni bir siyaset kurumu derken sadece bunlardan söz etmiyorum tabii…

Milli Güvenlik Kurumu duruyor…

YÖK duruyor…

Anayasa gibi 600 tane 12 Eylül yasası duruyor…

‘Askeri vesayeti’ kaldırma vaadiyle gelip bunları 15 yıldır aynen koruyan, kendi siyasal İslamcılıklarını buraya zorbalıkla dayatmaya kalkanlar şimdi ‘yeni anayasa’ yapacaklarmış…

Bunu söylemekten utanmazlar mı?

Artık biliyoruz ki utanmazlar, utansalar 17-25 Aralık sonrası tek bir hırsızlık hutbesi yayınlamayan, şimdi de skandallar içinde çalkalanan Diyanet utanırdı.

* * *

İş tabii ki 12 Eylül hukuku ile bitmiyor…

‘Tek parti rejiminin’ kilit yasaları da duruyor ve AKP bunlara şimdi sımsıkı sarılıyor… Bir yandan da aynı siyasal sahtekârlıkla işine geldiğinde tek parti dönemini suçluyor.

En taze örneği de Güneydoğu’da yaşanan katliamla ilgili…

Bildiğiniz gibi Diyarbakır Barosu avukatlarından Muhammed Neşet Girasun ile Batman Barosu’ndan avukat Erkan Şenses, Cizre’de yaşayan Ömer Elçi adına, ilçedeki sokağa çıkma yasağının kaldırılması ve operasyonların durdurulması için AİHM’e doğrudan başvuru yapmıştı.

Ankara Barosu avukatlarından Oya Aydın da Sur ve Cizre’de yaşayan 6 kişi adına AİHM’e ayrı başvuruda bulunmuştu.

Başvurularda, Şırnak Valiliği’nin 14 Aralık’ta ilan ettiği sokağa çıkma yasağının kaldırılması, güvenlik operasyonlarının durdurulması veya uluslararası standartlara uygun yürütülmesi için geçici tedbir talebinde bulunuldu.

Geçen gün, Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), Şırnak’ın Cizre ve Diyarbakır’ın Sur ilçelerinde uygulanan sokağa çıkma yasağı ile ilgili yönelttiği 3 sorunun yanıtlarını Strazburg’a iletti.

AİHM’e gönderilen yanıtta, sokağa çıkma yasağının, İl İdaresi Kanunu’nda yasal dayanağının bulunduğu anlatıldı.

Yasal dayanak neymiş?

‘İl İdaresi Kanunu.’

* * *

CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, bu yasaya dayanarak ‘sokağa çıkma yasağı’ ilan etmenin mümkün olmadığını açıkladı.

Zaten bu yasayla sokağa çıkma yasağı ilan etmeleri mümkün değilmiş ama ben bir de ‘sığındıkları’ bu yasanın ne olduğuna bakmaktan yanayım.

İl İdaresi Kanunu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin tek parti faşizmini en iyi simgeleştiren yasadır… Demokrat Parti iktidarının yaklaşmakta olduğu dönemde devletin siyasete İçişleri Bakanlığı vasıtasıyla koyduğu frendir.

Ülkeyi valiler faşizminin kurbanı haline getiren bir yasadır.

Altmışaltı yıl önce çıkarılmış bu yasa hala duruyor ve 15 yıldır iktidardaki AKP, Güneydoğu’daki akıl almaz uygulamalarına bunu ‘yasal dayanak’ olarak gösteriyor.

Böyle bir yasayı değiştirmemekten hiç gocunmadığı gibi bir de hukuksuz uygulamalarına bunu dayanak olarak kullanmak istiyor.

Diğer yandan da Hitler rejimine hazırlık için ‘yeni anayasa’ şarkıları söylüyor.

Nasıl bir anayasa yapmak istedikleri zaten bu uygulamalarından anlaşılmıyor mu?

* * *

Tek parti faşizminin yasaları taş gibi duruyor ve AKP yüzü kızarmadan zulmetmek için bu yasaları kullanmaya uğraşıyor… Daha da beteri AKP’nin uygulamaları ‘tek parti’ yasalarının bile gerisinde kalıyor.

12 Eylül anayasası ve 600 yasası yürürlükte, Milli Güvenlik Kurulu ve YÖK ortalıkta…

Bir de İdi Amin Devleti’nin kanunlarını andıran, hukukun özüne ve ruhuna ihanet eden, 17-25 sonrası çıkarılan dehşetengiz kararlar var…

Bunlar ortada dururken bir iktidarın Türkiye’ye yeni ufuk, gerçek bir demokrasi ve hukukun üstünlüğünü getirmesi söz konusu olabilir mi?

Bunu görmezden gelen her değerlendirme, siyasal ahlaksızlığa ortak olmaktır bence.

* * *

AKP hem Hitler faşizmini örnek gösterecek, hem tek parti yasalarının bile gerisinde kalan bir faşizme sapacak, hem de yeni anayasadan söz edecek.

Nasıl bir anayasa yapmak istedikleri bu uygulamalardan anlaşılmıyor mu gerçekten?

Bunların yapmak istediği anayasaya ortak olmak, AKP faşizmine yol açmaktır.

Bunlardan ‘yeni’ anayasa falan çıkmaz.

Bunlardan ancak Hitler çıkar… Tek parti faşizmi çıkar.

gazete360.com, 11.01.2016


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.