Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Bekle Beni Sevgilim ve sonrası...

Bekle Beni Sevgilim ve sonrası...

 

Bekle beni, döneceğim ben. Çok çok, bıkmadan bekle!Sarı yağmurların

Hüznü basınca,

Kar kasıp kavururken,

Kızgın sıcaklarda... Bekle.

Başkaları dünden unutulmuşken,

Beklenmedikleri zaman bekle.

Uzak yerlerden mektuplar kesilince

Bekle beni.’

Dünyanın belki de en bilinen savaş şiiri olan Bekle Beni’nin yazarı Konstantin Simonov, bu şiiri áşık olduğu Valentina Serova için cephede, ateş altındayken yazdı.

Şiir bütün bir savaşın ve koskoca bir umudun simgesi olarak ezberlendi, şarkı haline getirilip söylendi.

***

‘Birlikte bekleyenlerin beklemekten

Usandığına bakma, bekle.

Bekle beni, döneceğim’

Stalingrad kuşatmasında Kızıl Yıldız gazetesinin cephedeki muhabiri, mermilerin, topların, uçakların, hepsinin savaşın ortasında birden sustuğu, sesin kesildiği bir gecede, dinlenmek için yere çömeldiğinde cephedeki askerler hep bir ağızdan bir şarkı söylemeye hazırlandılar.

Aynı zamanda rütbeli bir subay olan muhabir; birazdan askerlerin söyleyecekleri şarkıyı tahmin etmeye çalışırken askerler hep bir ağızdan çok hüzünlü bir şarkı söylemeye başladılar...

***

‘Unutmak zamanı geldiğini

Ezbere bilenleri

Hayırla anma!

Varsın oğlum, annem

Hayatta olmadığıma inansın,

Dostlarım beklemekten usansın,

Ocak başında toplanıp

Acı şarapla

Yad etsinler beni.

Sen bekle, onlarla birlikte

İçmekte acele etme.’

Kızıl Yıldız gazetesinin muhabiri, şarkının melodisini ilk kez duyuyordu ama sözlerini ezbere biliyordu.

Şarkı cephedeki bir askerin, ardında bıraktığı ve deli gibi sevdiği kadına yakarışını anlatıyordu.

Herkesin her dakika can verdiği bu korkunç savaşta aylardır kendisinden haber alınamayan asker, son bir umutla sevdiği kadına:

‘Kimseler beklemezken bekle beni’’ diyordu...

‘Bir tek sen olsan bile bekleyen beni, döneceğim bekle beni.’’

***

‘Bekle beni; döneceğim,

Bütün ölümleri çatlatmak için

Döneceğim!

‘Şansın varmış...’ desinler.

Beklemedikleri için,

Beni bekleyerek

Düşman ateşinden

Nasıl koruduğunu anlayamazlar.

Sağ kalışımın sırrını yalnız

Senle ben bileceğiz...

Bütün sır.. Senin

Başkalarının bilmediği gibi beklemeyi

Bilmende.’

***

Bu şarkıyı, daha doğrusu bu şiiri kendisi yazmıştı!

Nazi kuşatmasının ağırlaştığı cephede bir gecede bu şiiri yazmış ve Moskova’ya giden bir askere şiiri vermiş ve onu çalıştığı Kızıl Yıldız gazetesine götürmesini söylemişti ama o günden sonra ne askerden ne de gazetesinden bir haber alamamıştı.

Şaşkınlığı bundandı işte.

Oysa asker şiiri gazeteye ulaştırmış, şiir gazetede yayınlanmış, sonra askerlerden biri şiiri görmüş, onu kesmiş ve Stalingrad yakınlarındaki nişanlısına göndermişti.

Şiirden etkilenen kız da bunu arkadaşlarına gönderince, ortaya o ünlü Bekle Beni fırtınası çıkmıştı.

Bu şiir, Ortodoks kutsal metinlerden sonra Rus halkı tarafından en çok okunan ikinci metin oldu.

***

14 Şubat Sevgililer Günü için yazdığım yazı inanılmaz bir ilgiyle karşılandı..

Gençliğimim efsane yazarlarından biri olan Simonov’un Bekle Beni’si sanki okurların nezdinde yeniden ete kemiğe büründü...

Kaldığımız yerden devam etme ihtiyacı duydum...

Simonov savaş bitince geri döndü...

Ve Valentino Serova’ya kavuştu...

Ya peki sonra ne oldu?

***

İsterseniz, sonrasını Lemi Özgen’in K Dergisi’ndeki yazısından izleyelim:

‘Simonov, yaşadığı süre boyunca sevmekten bir an bile vazgeçmediği Valentina Serova’yı ilk kez Moskova yakınlarında bir tren istasyonunda gördü. O zamanlar 21 yaşında ve Sovyet sinemasının oldukça ünlenmiş bir sanatçısı olan Serova, sarı saçlı, ince ve uzun boylu, güzel bir kadındı. O yaz günü Moskova yakınlarındaki Kolomenskoye istasyonunda tesadüfen Valentina’yı gören Simonov, genç kadına hemen o anda vurulduğunu hep anlattı.

Simonov’un anlattığına göre, ‘Bolahnin dantelleri ve Gorodets işlemeleriyle süslü gök mavisi bir elbise giymiş olan Valentina, uçuşanları saçları, yaramazca havalanan eteği ve boynundaki beyaz inci gerdanlığıyla’ çok güzel bir kadındı ve ona áşık olmamak imkansızdı. 1943’de evlendiler. Simonov, Valentina’ya ‘Senin yüzün benim kaderim’ diyordu ve bu kaderi severek yaşıyordu.

Sonra savaş yılları geldi. Simonov, cephelerde kanlı savaşların içinde Valentina’ya yazmayı hiç aksatmadı. Bekle Beni’den sonra Seninle ve Sensiz, Kızma Yazarsam adlı uzun şiirlerini hep bu dönemde ve tabii Valentina Serova için yazdı. Bunları gönderip gönderememek, Valentina’nın bunları okuyup okumaması değildi önemli olan. Önemli olan onun Valentina’ya olan aşkını her gün, her dakika, her sabah, her akşam fısıldayabilmesiydi. Gerisi önemsizdi ve Simonov daha sonra da söylediği gibi, bunu yapamazsa çıldıracağını biliyordu.

Savaş bitti. Simonov, Valentina’nın yanına döndü. Bazı şeylerin yolunda gitmediğini de işte ilk kez o günlerde anladı. Yaşam, insanlar, ilişkiler zaten değişmek zorundaydı ve savaş bu değişimi daha da hızlandırmıştı. Valentina, Sovyet sinemasının en ünlü yıldızlarından biriydi artık. Simonov ise sanki Stalingrad cephesinde yaşıyordu hálá. Uğruna ölümlere gidip geldiği, sadece ona kavuşmak umuduyla hayatta kalabildiği bu kadını artık pek tanıyamıyordu. O hálá ılık bir yaz gününde muzip bir rüzgarın eteklerini havalandırdığı, sarı saçlı bir kadın görmek istiyordu ama göremiyordu.

Nedir, aşkından ve sevgisinden de asla vazgeçmiyordu. Valentina’nın dedikodulara yol açan bir hayat sürmesi, ortalıkta bazı yakışıklı sinema aktörlerinin adının dolaşması da Valentina’ya olan aşkını zerre kadar azaltmıyordu ama bir insan olarak etkilenip günün birinde bu canı kadar sevdiği kadını incitebileceğinden de korkuyordu.

Belki de böyle bir şey yapmamak, Valentina’yı kırmamak için 1957’de hiçbir açıklama yapmadan onu terk etti. Simonov, bir zamanlar beklemesi için yalvardığı kadını karlı bir Moskova sabahı bırakıp gitti ve bir daha hiç geri dönmedi.

Yazmayı yoğunlaştırdı. Albayın Aşkı, Savaşsız Yirmi Gün, Günler ve Geceler, Savaş Günleri, İnsan Asker Doğmaz ve Silah Arkadaşları gibi kitapları yazdı. Sovyet Yazarlar Birliği Başkanı seçildi. Türkiye de dahil birçok ülkeye gitti.

Valentina Serova 1975 yılında öldü. Simonov cenazeye katılmadı. Ertesi sabah Serova’nın mezarının üzerinde bir saksı içinde mavi hareli, sarı yapraklı bir hercai menekşe çiçeği bulundu. Kırmızı saksıya küçük beyaz bir kağıt yapıştırılmıştı ve kağıtta işlek bir el yazısıyla ‘Zhdi Meny’ yani ‘Bekle beni’ yazıyordu. Bu çiçeği kimin bıraktığı ve küçük notu kimin yazdığı daha sonraki günlerde Simonov’a defalarca soruldu. Simonov her defasında acı bir gülümsemeyle yetindi ve cevap vermedi. Yıllar önce ‘Sağ kalışımın sırrını yalnız senle ben bileceğiz, bütün sır senin beklemeyi bilmende’ diye yazmıştı ve sevdiği kadın da onu beklemişti. Şimdi bekleme sırası ondaydı.

Konstantin Mikhailovich Simonov, 28 Ağustos 1979’a kadar bekledi.

Sonra kendisini bekleyen sevdiği kadının yanına gitti.

17.02.2008


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.