Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > İspanyol kadınlarını neden öperiz


İspanyol kadınlarını neden öperiz

 

Bazı kadınların gözleri, Doğuştan süslüdür...Rastık sürmüş sanırsınız.

Sevilla da doğuştan süslü...

Rastığı yok ama portakal ağaçları var...

* * *
Üniversite bahçesine girdiğimde müstahdem portakal ağaçlarındaki portakalları toplamakla meşguldü...

Bugün Sevilla Üniversitesi binası olarak kullanılan bina eski bir tütün fabrikasıymış...

18. yüzyılda inşa edilen Avrupa’nın en büyük fabrikası olan bu bina da küçük bir kilise ve hapishane de yer alıyormuş.

Sevilla ile özdeşleşmiş olan Bizet’in Carmen operasına da mekan olarak birçok kez tarihsel ev sahipliği yapmış...

* * *

On yıl sonra yeniden bu kente iştiyakla dönmemin nedeni, Sevilla Üniversitesini ve hemen yanı başındaki Maria Luisa parkını yeniden görmekti...

Onca yer...

Onca park gördüm...

Ama Mar¡a Luisa Park’ını unutamadım...

Bu nedenle...

Mar¡a Luisa Park’ını da anlatmayacağım.

Belki de anlatarak tılsımını bozmaktan korkuyorum.

* * *

Ama anlatacağım başka şeyler tabii ki var...

Şehrin en görkemli yapısı Giralda Katedrali...

Katedral, 1499’da Sevilla’dan çekilen Endülüs Emevileri’nden kalan bir caminin kubbesi yıkılarak üzerine inşa edilmiş...

Duvarlarında...

Beyaz sütunlu derin işlemeli mermerler kullanılmış...

Arap tarzı işlemelere...

Gotik işlemeler de ilave edilmiş...

Dış duvarlarında ise, Hıristiyanlık tarihindeki ünlü kişilerin özenle yapılmış heykelleri bulunmakta...

* * *
Katedrale giriyoruz...

Burası, dünyanın en yüksek üçüncü katedrali...

Dışarıdaki görkem, içeri de daha da yoğunlaşıyor.

Beni, katedralin haşmeti kadar buradaki Christoph Colomb’un mezarı da etkiliyor.

Christoph Colomb Amerika’yı keşfe Sevilla’dan yola çıktığı için mezarının da Sevilla’da olduğu söyleniyor...

* * *
Bu katedralin içinde ama gerçek mezarı mıdır bilinmez?

Çünkü Colomb’un bir de Dominik Cumhuriyeti’nde mezarı var...

Christoph Colomb’un tabutu dört heykelin omzunda...

Rivayete göre Colomb kendisini keşfe gönderen kraliçe Isabella ile anlaşmazlığa düşünce İspanyol topraklarına gömülmek istemediğini belirtmiş, bu yüzden tabut toprağa değmeyecek şekilde heykellerin omuzlarına yerleştirilmiş...

Bunu önünde gizlice, yasağa rağmen bir fotoğraf çektiriyorum.

Amerika kıtasını keşfe buradan çıkan Colomb’a manevi bir teşekkür gönderirken kendi ömrümü de bir anlığına da olsa 15. yüzyıla taşıyorum...

* * *

Katedralin yanında yemyeşil bahçesi ve portakal ağaçlarıyla Alkazar Sarayı var...

Aslında bahçelerinin ünü nedeniyle buraları Alkazar Bahçeleri diye de anılıyor.

Saray 12. yüzyılda Endülüs Emevileri’nden kalmış...

Arap mimarisinin eşsiz örneklerinden...

* * *

Sevilla...

Endülüs’ün başkenti...

Sevilla...

Güney İspanya’nın kültür-sanat merkezi...

Efsaneye göre Herkül tarafından kuruluş bir kent...

Vel zquez, Murillo, Valdés Leal, Mart¡nez Montaûés’in ülkesi...

Müslüman, İspanyol, İspanyalı Yahudi ve çingene kültürlerinin şerbetli sentezini içinde barındıran dar sokaklı fettan.

* * *
Burası aynı zamanda Flamenko’nun da ana rahmi...

Flamenkonun hüznü buğulu seslerin ruhunu oluştururken, kıvrak kadın ve erkek bedenleri de o havayı resmeder.

Gördüğüm ve görmediğim Sevilla’yı hem yaşar hem okurken o flamenkocu İspanyol kadınlarının bir de bilmediğim sırrını öğrendim.

* * *
Meğer...

İspanyol kadınları kendi güzelliklerine çok meraklıymış...

Bunun ölçüsü olarak da tabii ki erkekleri almışlar...

Bir erkek bir İspanyol kadınla tanıştığında...

Eğer, maazallah yanlışlıkla onu öpmez ise bu kadını güzel bulmadığı anlamına gelirmiş.

* * *

Ve de derin bir hakaret sayılırmış.

Gel zaman git zaman bu gelenek tanıştıklarında İspanyol kadınların erkeklerin kendilerini öpmelerine ses çıkarmamalarına varmış.

Tanıştığımız İspanyol kadınları neden öperiz?

Onlara güzel olduklarını söylemek için.

Aman siz de İspanyol kadınlara sakın çirkin muamelesi yapmayın...

09.03.2008



Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.