Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Narlı, bezelyeli ekmek

Narlı, bezelyeli ekmek

 

2008 yılı boyunca...Zaman zaman...‘Toprağıyla barışmak’ üst başlığı altında yazacağım yazıların ‘felsefesini’ şöyle özetliyordum:

‘Cumhuriyet’in erken dönemdeki ‘milliyetçilik’ anlayışı bizi o uygarlıklardan, o uygarlıkları da bizden kopardı...

İnsanlık aleminin dışındaymışız gibi yaşamaya koyulduk.

Yersiz korkular o canım Anadolu kentlerini eski birikimlerinden yoksun bıraktı... Kimliğinin zenginliğini azalttı... Issızlaştırdı, yalnızlaştırdı...

Geçmişini hatırlayamayan bir amnezi hastasına döndürdü.

İnsanlar toprağı ile küs hale geldi.

Toprağımızla barışmak, onun barındırdığı uygarlıklarla içli dışlı olmakla olası...

Bunu yapmadıkça çok sağlıklı bir toplum olamayacağız...

Kimliğimizi merak ederek kimliksiz dolaşacağız.

Toprağımızla barışmak da artık gündemimizde yer almalı...

Almalı ki, insanlığın bir parçası olduğumuz da toplumca kabul görsün, gereği yapılsın.’

Adıyaman’daki Perre Antik Kent yazısı...

Frig Uygarlığı’yla ilgili sergi yazısı...

Toprağınla Barışmak dizisinin halkalarıydı...

Ama önce...

2007 yılında, dünyada 603 milyon tonluk buğday üretimine karşılık 613 milyon ton tüketim gerçekleşmiş olduğunu...

Dünya buğday stoklarının da 2007-2008 döneminde 110 milyon tonla son 30 yılın en düşük seviyesine indiğini...

Stoklardaki azalmanın fiyatlarda hızlı artışa yol açtığını...

Son bir yılda dünyada buğday fiyatlarının yüzde 85 arttığını...

Şubat ayının son haftasında, Kazakistan, Rusya ve Arjantin gibi ihracatçı ülkelerin buğday ihracatını sınırlandırdığını...

Kısacası, ekmeğin bugünün en güncel sorunu haline geldiğini hatırlayalım.

* * *
Peki, acaba Hititler ekmek sorununu nasıl çözerdi?

Hititler mi?

Evet, Hititler.

Ankara-Samsun karayoluna çıkın...

190’ıncı kilometresinde sağa asfalt bir yol ayrılıyor.

Oradan ayrılın.

Çıplak bir ovadan geçen yolda 25 kilometre kadar ilerledikten sonra, ovanın bitiminde Boğazkale karşınıza çıkar.

Burası Hitit İmparatorluğu’nun başkenti Hattuşa’dır.

Son derece etkileyici, ürkütücü, kayalık ve engebeli bir arazi.

Burası dünya kültür mirası...

Ama bu mirası Türkiye ne kadar sahipleniyor, belli değil.

Çünkü UNESCO’nun ‘dünya kültür mirası’ listesine aldığı...

Japon Prensi Mikasa’nın hemen her yıl ziyaret ettiği bölgeye ne başbakan, ne de cumhurbaşkanı gelmiş.

Halbuki...

Hattuşa, binlerce yıl önce Mısır, Babil ve Mitanni gibi eski Doğu’nun süper güçlerinden biri haline gelen Hititlerin başkenti.

Hititler M.Ö. 1700’lerden M.Ö. 1200’e kadar Anadolu’nun önemli bir kısmına ve zaman zaman da Kuzey Suriye’ye, başkent Hattuşa’dan hükmetmişler.

Hattuşa, Türklerden çok yabancıların bildiği bir dünya malı.

* * *

Hattuşa, Fransız gezgin C. Texier tarafından 1834’te bulunmuş.

Altı kilometrekarelik bir alanı kaplayan bölgede olduğu tahmin edilen bir Roma tapınağının izini Vatikan’daki arşivde süren Fransız gezgin, önce şehrin biraz dışında yer alan, yaklaşık 12 metre yüksekliğindeki kayalar arasına saklanmış Yazılıkaya Tapınağı’nı bulmuş.

Daha sonra 20’inci yüzyılın başında çeşitli ülkelerden arkeologlar kazı için Hattuşa’da kamp kurmuş.

Kurtuluş Savaşı döneminde kesintiye uğrayan kazılar, Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle yeniden başlamış.

Ancak Türkiye’nin bugünkü liderlerinin aksine bölgeye gelmek isteyen Atatürk rahatsızlığının artması üzerine bu isteğini gerçekleştirememiş.

Şimdi kazılarda bulunan eserlerin bir kısmı Çorum Müzesi’nde sergileniyor.

* * *

Önceki gün, Hattuşa ile ilgili ilginç bir haber vardı.

UNESCO’nun ‘dünya kültür mirası listesinde yer alan Hititler’in Çorum’daki başkenti Hattuşa’da...

3500 yıl önce üretilen Hattuşili ekmekleri...

Hiçbir katkı maddesi kullanılmadan, eski tekniklerle yeniden üretilmeye başlanmış.

Uzun süren deneysel ve etno-arkeolojik araştırmalar sonunda Hitit mutfağıyla ilgili bir kitap hazırlayan beslenme uzmanı Asuman Albayrak, o dönemdeki üç çeşit ekmeği ‘Hattuşili ekmeği’ olarak Türk mutfağına kazandırmış...

500 gram olarak üretilen ve özel poşette saklanan ballı, meyveli Hattuşili ekmeği...

Narlısı...

Bezelyelisi... 

* * * 

Belki Hitit’i veya Hatuşa’yı değil ama...

Tarih kitaplarından kalan bilgilerimizle,

Kadeş Antlaşması’nı anımsarız.

Kadeş Savaşı sonrası, Hitit Büyük Kralı III. Hattuşili ile Mısır Firavunu II. Ramses arasında imzalanan ve bir kil tablet üzerine kaydedilen barış anlaşması tarihteki ilk yazılı anlaşma... 3260 yıllık bu dokümanın büyütülmüş kopyası New York’taki Birleşmiş Milletler binasında asılı bulunuyor.

Antlaşma oradaysa, Hattuşa burada.

Üstelik...

Ballı...

Narlı...

Bezelyeli ekmeğiyle.

Yeter ki zenginleşmenin yolunun toprağımızla barışmaktan geçtiğine iman edelim.

Ettiysek buyurun Çorum’a...

Yani Hattuşa’ya...

16.03.2008


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.