Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Erimiş yakut dudak

Erimiş yakut dudak

Nur fıskiyesi (fevvare-i nur)...Çimen yıldızı (necm-i çemen)... Erimiş yakut; erimiş dudak (lal-i muzab)...

İnci eteği (damen-i dür)...

Yıllarca İstanbul’u süsleyen bu özel laleler 19. yüzyılla birlikte maalesef kaybolmuştu.

İnce yapraklı narin laleler adeta sırra kadem basmıştı.

Neyse ki İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından ‘İstanbul’da Lale Zamanı’ projesi kapsamında çok daha görkemli bir şekilde İstanbul’a geri döndüler.

Park ve Bahçeler Müdürlüğü, asırlar boyunca İstanbul’un simgesi olan lale ile İstanbul ve İstanbulluyu buluşturmak amacıyla; 2004 yılında 600 bin lale dikimiyle işe başlamıştı... 2008’de Tuzla’dan Silivri’ye dikilen lale sayısı 11 milyona ulaşmış bulunuyor...

Ve görkemi gittikçe artıyor.

Üstelik de yeniden kendi malımız olarak.

***



Lale, Silivri, Çatalca ve Şile’nin köylerinde yetiştirilerek ekonomik bir değere de dönüşüyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, ‘bu yıl İstanbul’a 12 milyon civarında lale soğanı dikildi, 7 büyük lale bahçesi oluşturuldu. Bunun için 2,7 milyon YTL harcandı. Bu rakam Park ve Bahçeler Müdürlüğü bütçesinin sadece yüzde 1,2’ini oluşturuyor. Ayrıca bu sene 1 milyon 800 bin lale soğanını İstanbullulara dağıttık ve laleler evlerde de açıyor. Bu da insanımıza doğa sevgisi ve yaşama sevinci aşılıyor’ diyor.

* * *

Lale, Selçuklu döneminde Anadolu’nun baş tacıydı. Selçuklular, Anadolu’ya lale soğanları ekmekle kalmayıp camileri, mezar taşlarını, sanat eserlerini, sarayları da lale motifleriyle süslemeye başlamışlardı. 11. yüzyılda Anadolu’ya giren laleye 13. yüzyılda Mevlana’nın dizelerinde de rastlarız.

* * *

Osmanlılar da laleyi çok sevdiler ve fethettikleri toprakları lalelerle süslediler. İstanbul’un fethinin ardından lale Avrupa topraklarına da ayak bastı. Padişah kaftanları, saray eşyaları da lale motifleriyle bezendi. Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman ve III. Ahmet ‘lale’ye en düşkün padişahlardı.

Osmanlı’nın lale sevgisi Lale Devri’yle doruğa ulaştı. 

* * * 

Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1718 -1730 yılları arasındaki dönem Lale Devri olarak anılır...

Bu yıllar arasında İstanbul’da yaygın olarak lale yetiştirilmesi, dönemin lale çiçeğiyle anılmasına neden oldu.

O yıllarda İstanbul’da 200 kadar lale soğanı çeşidi olduğu söylenir.

Mahbud isimli soğan dönemin en pahalı lalesidir.

Berr-i lale...

Kara lale...

Lale-i dağdar...

Eşek lalesi...

Lale-i hamra...

Beyaz lale...

Dülbent lalesi...

Lale-i deşti de en tanınmış lale çeşitleridir... 

* * * 

‘Badem şekli çiçekli, hançeri yapraklı ve sivriliği’ ile ‘İstanbul Lalesi’, diğer laleler arasında ayrıcalıklı bir yere sahipti... Özellikle 16. yüzyılın ikinci yarısı ile 18. yüzyıl arası en parlak dönemini yaşadı.

Hatta İstanbul Lalesi’nin bir zamanlar 1588 çeşidinin olduğu bile iddia edilir. Ancak ne yazık ki bu lale türü 19. yüzyılda yok oldu, sanki buharlaştı... 

* * * 

Hatırlanacağı üzere Lale Devri padişahı III. Ahmet’ tir. Lale Devri, Osmanlı İmparatorluğu’nun Prut ve Pasarofça Antlaşmalarını imzalaması sonrası başlamıştır.

O dönemde Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa’nın öncülüğünde, başta İstanbul olmak üzere pek çok noktada yeni köşkler, saraylar, sebiller, çeşmeler, camiler, parklar inşa edilmişti.

Sonradan bataklık haline getirip arkasından yeniden temizlemeye uğraştığımız Haliç’in ilk ıslahı da bu döneme rastlar.

Dönem, ayrıca Sa’dábád, Vezirbahçesi, Serefábád Bag-i Ferah, Emnábád, Tersane Bahçesi, Çırağan Bahçesi, Bebek, Besiktaş’taki köşk ve kasırlarda düzenlenen eğlencelerle tarihe damgasını vurmuştur.

Bu dönemde pek çok ünlü şair ve ressam da eserler vermiştir. Lale Devri’nin şairi ise Nedim’dir. 

* * * 

İmparatorluk, matbaa ile de Lale Devri yıllarında tanışmıştır. İbrahim Müteferrika tarafından kurulan matbaanın ihtiyacı üzerine Yalova Kağıt Fabrikası faaliyete geçirilmiş, ayrıca kumaş ve çini fabrikaları yapılmıştır. İstanbul’un ilk itfaiye teşkilatının kurulması da bu dönemdedir.

Osmanlı İmparatorluğu ilk konsolosunu da Viyana’ya Lale Devri’nde göndermiştir.

Lale Devri, Patrona Halil İsyanı ile son bulmuş ve o yıllarda inşa edilen pek çok köşk ve kasır ile lale bahçeleri de tahrip edilmiştir. 

* * * 

İstanbul’u süsleyen lale daha önce de söylediğim gibi 19. yüzyıl ile birlikte kayboldu...

İstanbul Belediye Başkanı bu kayboluşu sanayileşme süreci ile başlayan ihmale bağlıyor.

150 yıl önce İstanbul’dan ayrılan lale, tekrar vatanına dönüyor.

Lalenin zarafeti, metropolün hoyratlığından her gün bunaldığımızda gözümüzü ve gönlümüzü okşamakta...

Bazen onları Nur Fıskiyesi’ne, bazen Çimen Yıldızı’na, bazen Erimiş Yakut’a, bazen Erimiş Dudak’a, bazen de İnci Eteği’ne benzetiyoruz.

Ruhumuza güzel bir huzur akıyor.


13.04.2008


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.