Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Cazın sevişmeyle ilgisi...

Cazın sevişmeyle ilgisi...

 

Şenlikli bando Coolbone...Yani...Steven Johnson’un lider...

Ronell Johnson’un trombon...

Darryl Johnson’un bas, davul...

Ernest Johnson’un trompet...

Solomon Grable’ın trampet...

Reginald Smith’in saksofon...

Michael Maxton’ın trompet...

Shelman Miller’ın da susafon çaldığı orkestra... 

* * * 

Coolbone ‘müzikal çeşitliliği ve uyumu kucaklama’ şiarıyla yola çıkmış...

New Orleans menşeli bu bando caz standartlarından hiphop caza...

60 ve 70’lerin klasiklerinden geleneksel gospel şarkılarına kadar uzanan bir repertuara sahip...

Bu şenlikli bandoya bir yerde rastlarsanız, bilin ki orada Caz Festivali var...

Ve bugün de isterseniz Coolbone’a rastlayabilirsiniz...

Nerede mi?

Saat 16.00’da...

Kadıköy Caddebostan Sahil Yolu boyunca...

O halde festival var...

Evet var, çünkü Uluslararası İstanbul Caz Festivali başlıyor...

Hem de...

Caz Festivali İstanbul’u bir caz kentine dönüştürmeye hazırlanıyor.

Her biri müzik dünyasının efsaneleşmiş isimleri arasında yer alan caz, rock, funk, folk ve dünya müziğinin ikonları yaklaşık 21 yabancı...

11 Türk grup müziği şehrin dört bir yanına taşıyacak!

Bugün peşine düşerseniz şenleneceğiniz Coolbone’de bunun öncüsü... 

* * * 

Yıllar önce...

Gene haziran sonu, temmuz başlarıydı...

Yaşam kıvancını sese döken saksofonların, trampetlerin, trompetlerin, tubaların, bas davulların, bulunduğum mekana doğru İstiklal Caddesi’nden süzülerek geldiğini duydum.

Müziğin enerjisiyle ahengi sarmaş dolaş kalabalıkları yalayıp geçiyordu.

Bugün Coolbone’ın yapacağı gibi...

The New Birth Brass Band, New Orleans havaları estirerek Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nin başladığını bizlere duyurmaktaydı.

Hatırlıyorum...

O yıl, Flamenco’nun peşinden heyecanını hiç yitirmeden, üstelik de bu heyecanından yeni aranışlar türeterek koşan Paco de Lucia ile darbukayı evrensel bir çalgı haline getiren Burhan Öcal sanki New Orleans ezgilerini seslendiren orkestranın devamı gibi, hemen ertesinde İstanbul’daydı.

Hiç şüphe yok ki, aynı bugün gibi, Caz Festivali başlamış ve yaz gelmişti. 

* * * 

Ben o zaman şöyle yazmıştım:

‘Seslerin birbirini takip süresi müziğin ritmini oluşturur. Ne var ki, bu en çok cazda hissedilir ya da bana öyle gelir.

Ritm sade zaman aralığı değil...

Aynı zamanda vurgulama...

Müzik de sadece ritm değil...

Armoni...

Tını...

Bunun en çok cazda hissedilmesi ya da bana öyle gelmesinin temelinde cazın diğer hiçbir müziğe benzemeyen özelliği var...

Cazda besteci ve yorumcu ayrımı yok...

Cazda sadece ‘kendi kendisinin bestecisi olan bir yorumcu’ var...

Cazda sesler, yorumlayanın sesleri... Yaşamı nasıl algıladığını yorumcunun yorumundaki ritmden, armoniden, ölçüden, vurgulamadan, tınıdan anlarız...’ 

* * * 

‘Caz ‘ne tümüyle bestelenebiliyor, ne de tümüyle doğaçlanabiliyor.’

Caz, yorumcunun ruh durumuna göre ‘geçip giden bir anın aynı biçimde yinelenemeyen müziksel deneyimi...’

Belki de caz kavramının sevişmeden türediği iddiasının nedeni bu...

İddia saksofon ustası Sidney Bechet’ye ait... Bechet 1959 yılında 62 yaşındayken öldü. Treat It Gentle başlıklı otobiyografisi, ölümünden bir yıl sonra 1960 yılında yayınlandı.

Bechet, otobiyografisinde, jazz sözcüğünün Zenci argosunda ‘cinsel birleşme’ anlamına gelen jass fiilinden türediğini söylemekte...

Bir başka iddia ise, kelimenin Fransızca dedikodu yapmak için kullanılan jasser’den kaynaklandığı...

Ne var ki, jazz İngilizce argoda da cinsellikle bağlantılı kullanılıyor... Aynı zamanda hızlandırmak, canlılık vermek, diriltmek anlamına geliyor... Bu nedenle Bechet’nin iddiası daha çok taraftar bulmakta...’

‘Cazın temelinde Afrika’dan Kuzey Amerika’ya yapılan köle akışı var...

Afrika yerlileri soyut estetik kaygılardan uzak, dizilerin ve armonik yaklaşımın tamamıyla sezgiye dayandığı, anlam ve duygulardaki ince ayrımları ileten bir özel dil oluşturmuştu.

Notanın perdesi ya da sesin, tonu, insanoğlunun duygularını batı normlarının dışında ve belki de çok daha keskin bir biçimde verebiliyordu...’ 

* * * 

Caz kelimesi sevişmeden mi türedi?

Cazın tarihçesinin, özelliklerinin, yapısının ve doğasının sevişmenin büyüsüyle özdeşleşebileceğini fark ediyorsunuz...

Bechet’nin iddiasının neden yaygınlaştığını anlıyorsunuz.

Caz sevişmenin müzik haline gelmiş biçimi...

Neyse...

Söyleyeceğimiz, yazlardan bir yaz daha...

2008 Yazı...

Ve Caz Festivali yeniden başladı...

Yaşamın içindeki sihri müzik olarak dinlemek isterseniz bu imkanı kaçırmayın...

Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda dolunaydan çark eden ayın, çekingen yıldızların tülsüz ve şalsız açık saçık İstanbul akşamının, ‘tekrarlanmayacak anların’ keyfini çıkarın...
29.06.2008


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.