Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > star’da Kafka’ya rastlamak

star’da Kafka’ya rastlamak  

 

Bir zaman önce bir bilgi yarışmasında yarışmacılardan biri: -Nil Nehri nereye dökülür? sorusuna:

-’Marmara’ya yanıtını vermişti...

Ben bunu kulaklarıyla duymuş biriyim.

* * *

Demokratikleşmenin hız aldığı dönemlerde horlanmış yığınlar sisteme daha fazla entegre olmaya başlar.

Bu, insanların yaşamı açısından son derece olumlu bir gelişmedir.

Ancak demokratikleşme, toplumsal açıdan niteliğin yıprandığı, derinliğin kaybolduğu, üzüntü verici bir mahzuru da beraberinde getirir.

Nil’in Marmara’ya döküldüğünü söyleyenler çoğalabilir...

Yazı, çizi, düşünce, derinlik, rafine bir duygusallık açısından zor bir dönem başlamıştır.

Sizin için değerli ve önemli olanın, büyük bir çoğunluğa fazla da bir şey demeyebileceğini düşünürsünüz.

Hatta bunu bir yaşam gerçeği olarak yaşarsınız.

* * *
Üstelik...

Türkiye nüfusu çok genç bir ülke...

Nüfusun yüzde 70’i 35 yaşın altında.

Bu genç yığınların hızlı bir değişim ve dönüşüm süreci, olumlu yanları yanında, olumsuz yanlarını da beraberlerinde taşıyor.

Güncel hayatın hızı, entelektüel bir birikime rahatça galip gelmekte...

Geçen hafta 125 yıl önce doğan, 84 yıl önce de ölen yazar Franz Kafka’ya ait ‘Kafkayyen’ adlı yazıyı yazarken, tüm bu mahzurların da farkındaydım.

Nitekim Kafka’nın ölüm yıldönümüne ait pek bir yazıya da rastlamadım. Bir tek Taraf’ta benim kendi yazımın da yayınlandığı gün bir habere rastladım. Bu, Kafka’yla ilgili yeni yayınlanan İngilizce bir biyografideki, alışagelmiş iddiaların dışındaki yaklaşımlardan söz ediyordu.

* * *

Benim için esas sürpriz, perşembe günü bizim gazetenin web sayfasında Kafka’nın resmine ve nihayet sırlarının çözüleceğine ait müjdeli bir habere rastlamam oldu.

Bu habere dönmeden önce geçen hafta ‘Kafkayyen’ başlıklı yazımın son bölümüne bir dönüş yapmak durumundayız.

‘Kafka çoğunlukla karanlık, donkişotvari bir hayalperest ve aile içindeki çekişmelerde garip davranan biri olarak bilinir...

Fotoğraflarına baktığımızda ise ciddi ama yanakları çökmüş ve üzgün gözlerle bakan genç bir adam görürüz.

1919’da babasına yazdığı mektuplar, onun nasıl acılar çektiğinin tanıklığını yapar...

Kriz anlarında, kendini sıfır noktasında hissettiği zamanlarda, hayal bile edilemeyecek eserler yaratan ama genelde bundan mükemmeliyetçi biri olduğu için hoşnut olmayan Kafka, pek çok sanatçı gibi bazı nevrozları olan zor bir insandı...



Kafka, 41’inci doğum gününden kısa bir süre önce, 1924’te verem hastalığı nedeniyle hayatını kaybetti. Kafka, ölmeden önce yakın arkadaşı Max Brod’a verdiği vasiyetinde tüm yazdıklarının imha edilmesini istemişti. Ancak Brod, Kafka’nın ölümünün ardından gelecek nesilleri düşünerek yazarın eserlerini yayımlamaya başladı.

Çok da iyi etti...’

* * *

Perşembe günü
star
’ın web sayfasındaki BBC’den alınmış haber, tam da geçen haftaki yazımı bıraktığım noktadan devam ediyordu:

‘Yazar Franz Kafka’ya ait daha önce görülmemiş belgeler ölümünden 84 yıl sonra gün ışığına çıkıyor.

Edebiyat tarihçileri şimdi heyecanla bu belgelerin incelenmesiyle yazar hakkında daha çok şey öğrenebilmeyi umuyor.

Belgeler yıllardır Kafka’nın edebiyat yönetmeni Max Brod’un eski sekreterinin Tel Aviv’deki evinde saklıydı.

Franz Kafka 41 yaşında veremden ölmeden önce, bütün el yazmalarının yakılmasını vasiyet etmişti.

Fakat, dostu ve edebiyat yönetmeni Max Brod, bu vasiyeti yerine getirmedi. Sonuç, soyutlanmışlık, baskı ve umutsuzluğun egemen olduğu Şato, Dava, Değişim gibi romanlar oldu.’

* * *

‘Yayımlanan eserler, aslında Kafka hiç bir kitabını tamamlamadığı için birçok bakımdan Max Brod’un da rötuşlarını taşır.

Örneğin Şato’yu bir cümlenin ortasında bırakıvermiştir Kafka.

İşte şimdi gün ışığına çıkan el yazması notların büyük heyecan yaratmasının sebebi de bu. Çok değerli ipuçları içeriyor olabilecekleri düşünülüyor.

Bu belge ve notlar 1939 yılında, Almanların işgalinden hemen önce iki bavulla Prag’dan kaçırılmıştı.’

* * *

‘Son 40 yıldır da Brod’un sekreteri Esther Hoffe’nin Kudüs’teki evindeydiler.

Ama 101 yaşına kadar yaşayan Hoffe, inatla bunları kimseye göstermemekte direnmişti.

Uzmanlar, yaşlı kadının yaşadığı evdeki rutubet, beslediği çok sayıdaki kedi ve köpeğin bu eski ve kıymetli belgelere büyük zarar vermiş hatta onları tamamıyla tahrip etmiş olabileceğini söylüyorlardı.

Şimdi Kafka uzmanları Kafka’nın yarattığı kahramanların yaşadığına benzer bir gerilim içinde, belgeleri görebilecekleri günü bekliyorlar.’

* * *

Tabii Franz Kafka’ya
star
’da rastlamak benim için bir sürprizdi. Sayfanın seyrini gösteren ‘en çok okunanlar listesi’ne bu haber girebilseydi, sevincim daha da şahlanacaktı.

Ama web okurlarının ilgisine bu oranda mazhar olamadı...

Gene de Franz Kafka’ya, bu kez ölüm yıldönümünde
star’ın web sayfasında rastlamak, beni heyecanlandırmakla kalmadı, yazıyı yazmaya çalıştığım bu yaz sıcağında serinletti de...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.