Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Şimdi ne zamanı?

Şimdi ne zamanı?

 

Türkiye’de, AB reformları yoluyla modernleşmenin hızlandırılması yönünde son zamanlarda yapılan çağrıları memnuniyetle karşılıyoruz. Bu reformlar, Türkiye’nin her yıl karşılaştığı siyasi kriz döngüsünü kırmak için de gereklidir. Kriz, geçtiğimiz yıl cumhurbaş-kanlığı ve parlamento seçimleri üzerinde çıkmıştı. Bu yıl ise kendisini iktidar partisine yönelik Anayasa Mahkeme-si’ndeki kapatma davasında gösterdi.

***

Bu tür krizler, ülkenin siyasi istikrarına ve dolayısıyla AB sürecine zarar veriyor. Krizler, pekala Türk vatandaşlarının çıkarlarına hizmet edecek olan ve büyük ihtiyaç duyulan reformların gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek olan değerli miktarda siyasal enerjiyi tüketiyor, bunun sonucunda kilit reformlar hukuki ve siyasi sistemin çeşitli noktalarında sekteye uğruyor.

Bu yıl yaşanan kriz, Avrupa standartlarına ulaşabilmesi için Türkiye’nin adli ve anayasal reformları gerçekleştirme ihtiyacının ivediliğini ortaya koydu.

* * *

Örneğin, Komisyon, son üç yıldır Türkiye’ye, siyasi partiler yasasını değiştirmesi tavsiyesinde bulunuyor. Ancak, hükümet, son dönemdeki davalar öncesinde de siyasi partilerin kapatılmasına yönelik açılmış davalar bulunmasına rağmen, bu alanda şu ana kadar hiçbir adım atmamıştır.

Bir başka örnek, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmuş olan sendikalar yasasıdır. Bu yasanın Türkiye’deki mevzuatı, örgütlenme, grev ve toplu sözleşme hakları gibi önemli konularda AB standartları ve ILO sözleşmeleri ile uyumlu hale getirecektir.

Gerçekleştirilebilecek diğer reformlar da gerginliklerin yatıştırılmasına ve bunların topyekun çatışmalara dönüşmesinin engellenmesine yardımcı olabilir.

* * *

Şimdi, Türkiye’nin bu engelleri ortadan kaldırarak, AB’ye katılım yolunda ilerlemeye devam etmesinin zamanıdır. Yapıcı diyalog ve uzlaşı ruhu, AB’ye yönelik reformlar konusunda geniş bir mutabakatın oluşturulması ve en hassas konuların kamuoyunda tartışılarak çözüme kavuşturulması açısından kilit önem taşıyor.

Hükümetin üçüncü Ulusal AB Reform Programı’nın kabulü doğrultusunda ortaya koyacağı niyet önem taşıyacaktır. Programın açıklanmasını ilgiyle bekliyorum.

* * *

Türkiye’nin AB reform gündemi kapsamlıdır. Bu gündem, sivil-asker ilişkilerini, adli ve kamu yönetimi reformu gibi başlıkların yanı sıra kadın hakları ve ifade özgürlüğü ile yolsuzlukla mücadeleyi geliştirmeye yönelik ek önlemleri kapsıyor.

Ayrıca, devlet yardımları ve kamu ihaleleri mevzuatlarının AB standartlarına uyumlu hale getirilmelerini, vergilendirme alanında ayırımcı uygulamaların önlenmesini ve Türk Ticaret Yasası’nın modernleştirilmesini de içeriyor.

AB, Türkiye’nin reform çabalarını desteklemeye devam edecek. Bu amaçla, Türkiye ile yakın bir diyalog sürdürüyor ve reformların uygulamaya konulması için mali destek sağlıyoruz.

2007 yılında 500 milyon euro’yu aşan AB desteği önümüzdeki yıllarda da artarak sürdürülecek.

* * *

Gelenekler ile çağdaşlık (modernite) arasındaki uygun denge konusunda herhangi bir pozisyon almıyoruz. Ancak, aday ülkelerin demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel özgürlükler ile azınlıklara karşı saygı ve korumayı güvence altına alan kurumların istikrarını sürdürmelerini bekliyoruz.

AB’ye katılım her iki tarafın da yapılan pazarlığa sadık kalmasına bağlıdır; bir yanda AB sözünde dururken, Türkiye de kendisini daha Avrupalı bir devlete ve daha açık bir topluma dönüştürmelidir.

* * *

Bizim cephemizde, AB, Türkiye ile ortak bir kaderi paylaşmaya kararlıdır. Yıl sonuna doğru katılım müzakerelerinde yeni başlıklar açmayı umuyoruz.

Türkiye, AB’nin kilit bir müttefikidir. Türkiye’nin Orta Doğu’da üstlendiği önemli ve olumlu diplomatik role büyük önem atfediyoruz. Bunun yanı sıra, pek çok ortak ekonomik ve stratejik çıkarı paylaşıyoruz.

* * *

Ancak, salt stratejik mülahazalar Türkiye ile olan ilişkilerimizin tek ve başlıca temelini oluşturamaz. AB’nin varlığının temelinde, hepimizin aramızda paylaştığımız demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerleri yatıyor. Bu değerler, biz Avrupalıların Birliğimizi kurarken kendimizi bağladığımız ‘evlilik sözleşmesi’nin temelini oluşturuyor.

İşte bu nedenledir ki, aday ülkelerde paylaşılan bu ortak demokratik değerlerin ne durumda olduğuna kayıtsız kalmamız mümkün değildir.

* * *

AB’nin genişleme politikasının basit fakat kesinlikle temel bir ilkesi vardır ve bu ilke Türkiye de dahil olmak üzere tüm aday ülkeler için geçerlidir. Müzakerelerin ilerleme hızı, hukuk ve demokrasi alanlarındaki reformların ilerleyişine ve özellikle bunların uygulanmasına bağlıdır.

Başka bir deyişle, teknik görüşmeler evin duvarlarını inşa eder ve nihayetinde çatısını çatarken, hukuk ve demokrasi alanındaki reformlar, AB’ye üyelik yapısının temelini oluşturur.

AB, Türkiye’nin çoktandır beklemede olan reformları artık yeniden canlandırmasını sabırsızlıkla bekliyor. Böylelikle, ülkenin demokratik dönüşüm sürecinin hızlandırılması ve Birliğe katılımın gerektirdiği kriterlere daha yakınlaşması mümkün olacaktır.

Avrupa yolculuğuna kararlılıkla, önünü net bir şekilde göreceği bir yön duygusuyla ve daha hızlı bir şekilde odaklanabilmesi için artık Türkiye’nin sürekli nükseden dönemsel krizler döngüsünden çıktığını görmek istiyoruz.’

* * *

Yukarıdaki yazıyı...

Tam bir ay önce Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu üyesi Dr. Olli Rehn yazdı...

Yazı Milliyet’te yayınlandı...

Ancak...

Ortalıktaki toza dumana...

Gündemdeki konulara bakılırsa...

Galiba okunmadı da, duyulmadı da...

Onun için, tam bir ay sonra, bir kez de ben yayınlıyorum...

* * *

Yazının başlığı ‘Şimdi AB Zamanı’ idi... Biliyorum...

Şimdi aslında palamut ve lüfer zamanı...

Lanet olsun, bir türlü oraya gelemiyoruz ki...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.