Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Okula dönüş...

Okula dönüş...  

 

’Annapolis Vadisi, Fundy Körfezi’ne bakar. Fundy Körfezi, Atlantik’te, Kanada’nın Amerika sınırına en yakın sahilidir.

Vadideki beyaz ve pembe yapraklı, kocayemiş familyasından bodur ağaçlar mürdüm eriğine benzeyen minik meyvelerini vermeye başladığında ‘okul vakti’, Amerikalılar’ın sevdiği deyimle ‘okula dönüş’ zamanı gelmiş demektir.

Amerika’nın bol çeşitli süpermarketlerinde Kanada ‘blueberry’lerinin plastik kutularda görülmesi için Eylül başlarını beklemek gerekir. ‘Blueberry’ aslında bizde bazılarının ‘yaban mersini’, bazılarının da ‘çayüzümü’ dediği meyvedir.

Nasıl bizde serinleyen akşamüstleri ile birlikte lüfer Eylül’ü simgelerse, Kanada’nın Annapolis Vadisi’ni kaplayan ‘yaban mersinleri’ de Amerikan sonbaharının randevusunu asla ıskalamayan bir davetlisidir. ***

* * *

Amerikan halkının, Başkan’ın ‘ahlákına’ olmasa da yönetim becerisine güveni sarsılmadan devam ediyor. Bu güvenin, kolayından yıkılmayacağı anlaşılan temelini ise Clinton’ın ‘ekonomi, sağlık ve eğitim’ politikalarındaki yaklaşımının pekiştirdiği görülüyor.

Clinton, başkanlık seçimlerini ikinci kez kazandıktan sonra 4 Şubat 1997 tarihinde Kongre’ye hitaben yaptığı konuşmada dört yıllık iktidarı boyunca ülkeyi 21’inci yüzyıla nasıl hazırlayacaklarını hem kapsamlı bir şekilde detaylandırmış hem de Amerika’nın ‘dünyanın en eğitimli ulusu’ olma hedefini vurgulamıştı.

ABD Başkanı, ‘sekiz yaşındaki her çocuğun okuyabilmesini; on iki yaşındakilerin internete bağlanabilmesini; on sekiz yaşındakilerin üniversiteye girmesini ve her yetişkin Amerikalı’nın da ömür boyu öğrenime devam etmesini’ ana hedef olarak göstermişti.

* * *

Harvard Üniversitesi’ni tek başına büyüteç altına yatırmak bile yerinde sayan toplumlarla yarınlara hazırlanan toplumlar arasındaki farkı veya ürkütücü uçurumu kestirmeden sergiliyor.

Harvard’ın İngiliz usulü düz çimenleri, yaşlı koca ağaçları, insanları hiç yadırgamadan oynaşan sincaplarıyla göz alabildiğine uzanan bahçesinde, ana binanın önünde John Harvard’ın koltukta oturan bir heykeli yer alır.

Ayakkabılarını fora etmiş şortlu kızlarla, saçlarını yol yol ördürüp boncuklarla süsleyen erkek öğrencilerin uzanıp yatıverdiği çimenli bahçeyi dolanarak Harvard’ın heykelinin önüne gelen turistler, rehberlerinden, dinleyeni tereddüde sevk edebilecek şeyler duyarlar.

Rehberlere göre, bu heykelle ilgili her türlü bilgi külliyen yalandır. Yalanlardan ilki kaidede yeralan ‘John Harvard - 1638 Kurucu’ ibaresidir. Oysa Harvard Üniversitesi 1636’da kurulmuştur. İkincisi, John Harvard’ın kurucu değil, ilk başta lise olarak kurulan bu okula okkalı bağış yapan bir hayırsever olmasıdır. Hayırseverliğinin mükafatını adının okula verilmesiyle almıştır. Üçüncüsü ise, heykeldeki figürün John Harvard’a değil, okulda 1882 yılında okuyan bir öğrenciye ait olmasıdır.

Gerçekten de, heykelin üstünde yazanlar değil rehberlerin söyledikleri doğrudur, hatta bu yüzden bu itibarlı okulun simgesi olan heykel ‘üç yalan heykeli’ olarak anılır.

Yalan heykeline rağmen Harvard bugün yeryüzünün en üst düzey eğitim kurumlarından biri, hatta belki de birincisidir. İyi eğitim büyük para işidir ve Harvard’ın da büyük parası vardır. Öyle ki, bağış ve hibelerden oluşan altı milyar dolarlık sermayesi ile Türkiye’nin ulusal gelirinin yüzde dördü kadar bir varlığa sahiptir.

Kolonyalist dönemden 21’inci yüzyıla uzanan bir mimari zenginliği içeren beş yüz binası, yüzden fazla kütüphanesi, on iki milyon cilt kitabı ve dokuz müzesi bulunmaktadır.

Harvard, eğitim merdivenlerinde bulunulan noktayı belirleyen evrensel bir ölçü gibidir.

* * *

Türkiye’de lüfer vakti gelince, Annapolis Vadisi’nin ‘blueberry’leri Amerikan tezgáhlarında yerini alır. Artık ‘okula dönüş’ vaktidir.

Ne yazık ki, okula dönüş her ülke için taze bir başlangıç değildir. Kimi yerinde sayar, kimi yarınla yarışır.

* * *

Amerika’da açılmayı bekleyen hiçbir okul kalmadı. Herkes okuluna döndü.

Türkiye’de ise ortaöğrenim için ziller Pazartesi günü çaldı. Sıra şimdi üniversitelerde...

Gönül, tüm yeryüzü çocuklarının birinci sınıf bir ‘dünya vatandaşı’ olabilecekleri bir öğrenimden geçmelerini ve ‘yaşamlarını’ en iyi şekilde kullanmalarını istiyor.

* * *

‘Aşinası olduğumuz’ sonbaharlardan biri daha geldi.

Türkiye’de lüfer, Amerika’da ‘blueberry’ vakti.

Çocukların ‘okula dönüş’ zamanı.

Dileğimiz, onların sonbaharlarının bizimkilerden daha mutlu geçmesi.

* * *

Bu yazıyı, neredeyse...

Günü gününe tam on yıl önce Amerika’dan yazmışım...

Siz bu yazıyı okurken, ben Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Birleşmiş Milletler’deki faaliyetlerini izlemek için gene Amerika’da olacağım...

Bakalım on yıl içinde nasıl bir Eylül’le karşılaşacağım...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.