Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Bebek yaparlar haçları...

Bebek yaparlar haçları...

 

Frankfurt Kitap Fuarı’ndaydım...Birisi ‘Dağlarca ölmüş’ deyiverdi...İnanmak istemedim...

Oysaki uzun süredir Azrail’le boğuştuğundan fazlaca haberdardım...

Gene de çaresiz bir umudun ittirmesiyle haber sitelerine yöneldim...

Maalesef haber doğruydu:

‘Şair ve Yazar Fazıl Hüsnü Dağlarca tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi Araştırma Hastanesi’nde dün saat 17.00’ye doğru yaşamını yitirdi.

Dağlarca’nın yaklaşık 15 gün önce enfeksiyon oluşan kateteri başarıyla değiştirilmiş ve uygulanan tedavi sonrası bilinci açılmıştı.

Geçtiğimiz pazar günü kendisini görmeye gelen dostlarıyla konuşan, şakalaşan Dağlarca, salı akşamı artan solunum güçlüğünün düzelmemesi üzerine dün sabah yoğun bakıma alınmış ve solunum aygıtına bağlanmıştı.

Dağlarca için 20 Ekim Pazartesi günü saat 11.00’de Süreyya Operası’nda tören düzenlenecek ve cenazesi Söğütlüçeşme Camisi’nde öğlen kılınacak cenaze namazından sonra toprağa verilecek.

Mezarlık yeri daha sonra açıklanacak.’

***

Halbuki...

Ben, aşağıdaki yazıyı, ta Nisan ayında...

Dağlarca ölmesin diye yazmıştım: ***

‘Çocuklar korkunç Allahım,

Bebek yaparlar haçları.

Aşina değiller hatıramıza

Severken aynı ağaçları.’

***

Dün, İstanbul’da tuhaf bir hal vardı. Neşeli değil...

Çok sıkıntılı değil...

Sıcak değil...

Soğuk değil...

***

Denizden ziyade tekne direklerinin göründüğü limanda...

İstanbul trafiğini aşmaya çabalayan konuğumu beklemekteyim...

Marinaları oldum bittim severim...

Her an gitmeye hazır bir özgürlük anlayışı mı?

Tekne mimarisinin zarafeti mi?

Beni etkileyen nedir...

Tam da bilemem...

***

Oyalanmak için yeniden elime aldığım gazete sayfalarında bir haber başlığını önce telaşlanarak yanlış okudum.

Sakinleştiğimde doğrusunu gördüm:

‘Fazıl Hüsnü’ye ödül’...

Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay...

‘Dünya Fikri Mülkiyet Günü’ dolayısıyla...

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’ya ‘Kültür ve Sanat Hizmet Ödülü’ vermişti.

***

Dağlarca’nın, Marmara Üniversitesi Eğitim ve Uygulama Hastanesi’nde tedavi gördüğünü de haberden öğrendim...

Yatağında...

Sanki ‘yaşı’ yokmuş gibi yatıyordu...

26 Ağustos 1914 İstanbul doğumlu...

Süvari yarbayı Hasan Hüsnü Bey’in oğlu...

İlköğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan’da...

Orta öğrenimini Tarsus ve Adana ortaokulundan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi’nde tamamlayan öğrenci o odada yoktu...

1935’te piyade subayı göreviyle Doğu ve Orta Anadolu’nun, Trakya’nın pek çok yerini dolaşan...

Ordudaki hizmeti on beş yılı doldurunca, önyüzbaşı rütbesiyle askerlikten 1950’de ayrılan subay da...

***

Doğrusu...

Çalışma Bakanlığı’ndaki iş müfettişliğini de...

Buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray’da açtığı, çocukluğumdan anımsadığım Kitap kitapevini de göremedim...

Fotoğrafta, başındaki beresiyle zamanın despotluğunu aşmış gibi gözüken bir Dağlarca vardı...

Üzerinde kendi adı yazılmış ödüle sevindiği söyleniyordu:

‘Üfleme bana anneciğim korkuyorum,

Dua edip edip geceleri.

Hastayım ama ne kadar güzel

Gidiyor yüzer gibi, vücudumun bir yeri.

Niçin böyle örtmüşler üstümü

Çok muntazam ki bana hüzün verir.

Ağarırken uzak rüzgarlar içinde

Oyuncaklar gibi şehir.’

İsmini ilk duyurmaya başlayan şiiri:

Yavaşlayan Ömür müydü?

On dokuz yaşındayken İstanbul Dergisi’nde mi yayınlamıştı?

Bakan Günay, kendisini ‘yaşayan en büyük Türk Şairi’ olarak niteliyordu...

***

‘Gözlerim örtük fakat yüzümle görüyorum

Ağlıyorsun, nur gibi.

Beraber duyuyoruz yavaş ve tehna

Duvardaki resimlerle nasibi.

Anneciğim, büyüyorum ben şimdi,

Büyüyor göllerde kamış.

Fakat değnekten atım nerde

Kardeşim su versin ona susamış.’ 

***

Şiir’siz ve kahkahasız bir Türkiye’de...

Haftaya Fazıl Hüsnü ile başlayalım istedim...

Tekrarladığımız her mısra...

Ona şifa verecektir...

Eminim.’

***
Doğrusu...

Sizlerden şüphelenir oldum...

Acaba...

Yeterince ‘Dağlarca mısrası terennüm etmediniz mi?’

Çünkü bildiğim Dağlarca ölümsüzdü...

 


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.