Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Alaturka-Alafranga...

Alaturka-Alafranga...  

Türk ve Osmanlı Edebiyatı’nın önemli isimlerinden olan Recaizade Mahmut Ekrem, 1896 yılında yazdığı Araba Sevdası adlı romanı ile Türk Edebiyatı’nda gerçekçi roman akımının öncülerindendi.

Takvimhane Nazırı Recai Efendi’nin oğlu olan yazar, 1 Mart 1847’de İstanbul’da doğdu. Genç yaşta babasından Arapça ve Farsça öğrendi.

1858 yılında ilköğretimini tamamladıktan sonra eğitimine özel hocalarla devam etti.

1862 yılında Hariciye Nezareti Mektubi Kalemi’nde memurluğa başladı.

Galatasaray Lisesi’nde öğretmenlik görevine devam ederken 1908’de II. Meşrutiyet ilan edildiğinde kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. 

*** 

Recaizade Mahmut Ekrem’in ilk yazıları Namık Kemal’in yönetimindeki Tasvir-i Efkar gazetesinde yayınlandı.

Onu en çok etkileyen olaylardan biri üç oğlunu da genç yaşta kaybetmesi oldu.

1870’lerden sonra kendini tamamen yazmaya verdi, batı edebiyatından çeviriler yaptı.

Eserlerinde genellikle aşk ve ölüm temalarını işledi. 1870 yılında ilk oyunu olan Afife Anjelik’i yazdı.

Ardından ertesi yıl Nağme-i Seher adlı şiir kitabını yayımladı.

Muallim Naci ile olan fikir ayrılıkları neticesinde Edebiyat-ı Cedide’nin kurulmasına zemin hazırladı.

31 Ocak 1914’te Meclis-i Ayan üyeliği devam etmekte iken hayata veda etti.

Ölümünden çok etkilendiği oğlu Nejad’ın Küçüksu’daki mezarının yanına defnedildi. 

* * * 

Recaizade Mahmut Ekrem’in Edebiyat-ı Cedide dergisini kuracak kadar yaman fikir çelişkileri içine düştüğü Muallim Naci’ye gelince...

Dilin yalınlaştırılmasını savunan Tanzimat Dönemi’nin önemli şair ve yazarı Muallim Naci 1850’de İstanbul’da doğdu.

Asıl adı Ömer’di. 7 yaşındayken babasını kaybetti. Varna’ya dayısının yanına gönderildi. Orada medrese öğrenimi gördü.

Bir yandan da Arapça, Farsça, Fransızca ve hat öğrendi.

Sait Paşa’nın özel kátibi olarak Rumeli ve Anadolu’nun birçok kentini dolaştı.

İlk şiirlerini ‘Nacî’ mahlasıyla 1867’den başlayarak yazdı.

1883’te Ahmed Mithad Efendi’nin önerisiyle Tercüman-ı Hakikat gazetesinin edebiyat sayfasını yönetmeye başladı.

1894’te Ahmed Mithad’ın kızıyla evlendi.

Kayınpederi tarafından Tercüman-ı Hakikat’i eski edebiyat yanlılarının sözcüsü durumuna getirmekle suçlanınca istifa etti ve yazılarını, Saadet, Tarik, Mürüvvet, Mirsad, İmdadü’l Midad gazeteleriyle, kendi çıkardığı Mecmua-i Muallim dergisinde sürdürdü.

Galatasaray Lisesi ve Mekteb-i Hukuk’ta edebiyat dersleri verdi.

Aruzla ve Divan Edebiyatı’nın hemen her türünde yazdığı şiirler yüzünden eski edebiyatın temsilcisi sayıldı; ama yeni edebiyata karşı çıkan, eskiyi savunan bir yazar da olmadı.

Recaizade Mahmut Ekrem ve çevresindeki genç şairlerle giriştiği tartışmalar, döneminde Türk edebiyatına yeni bir soluk getirdi.

Edebiyat tarihi ve sözlük çalışmalarıyla da ilgi çekti. Victor Hugo, S. Prudhomme, Alphonse de Musset ve Emile Zola’dan Türkçe’ye çeviriler yaptı.

13 Nisan 1893’te İstanbul’da yaşamını yitirdi. II. Mahmut Türbesi haziresine gömüldü. 

* * * 

Yılın bu son pazar gününde...

Recaizade Mahmut Ekrem ile Muallim Naci nereden çıktı diyebilirsiniz?

Haklısınız, hemen söyleyeyim...

Geçen gün elime, babamın 3 Eylül 1999 tarihinde yazdığı, ‘Gece düşünceleri Türkiye, Japonya v.s...’ başlıklı bir yazısı geçti...

Bir bölümü şöyleydi:

‘Bizde ta öteden beri Japonya’nın nasıl çağdaşlaştığı sorunu çok sık gelir gündeme ve Türkiye’nin çağdaşlaşma hamleleriyle birtakım kıyaslamalara girişilir.

Gerçekten Japonya da geçen yüzyılın ilk yarısında, bizdeki Nizam-ı cedit hareketlerine paralel bir biçimde girişmiştir Batılılaşmaya...

Aradaki fark nedir biliyor musunuz?

Japonya üretimde çağdaşlaşmayı hedef almıştır; Tanzimatçılar, İttihatçılar, Cumhuriyetçiler ise tüketim üslubunda çağdaşlaşmayı...

Tanzimat döneminin iki ünlü ozanı vardı; biri Recaizade Mahmut Ekrem, öteki Mulalim Naci...

İkisi de aslında Hazine’den geçinmeli öğretmenlerdi.

Recaizade Ekrem, İstinye’deki yalısına, o zamana göre sulu pille işleyen elektrikli bir kapı zili yaptırmıştı. Evde de piyano vardı ve erken yitirdiği oğlu Nejat, piyanoda Chopin çalardı.

Muallim Naci’nin ise Tophane’deki evinin kapısı, sanırım tokmaklıydı. Başında takkesi, sırtında şal hırkasıyla yer sofrasında yemek yerdi...

Recaizade alafranga, yani Batılı ve çağdaş sayılmıştı; Muallim Naci de alaturka ve çağdışı..

Ya peki üretim nasıldı?

Karasabanlı, öküzlü ve kağnılıydı. Değil endüstri aşamasına, artizanaya dahi geçilememişti.

Japonya, tüketim biçiminin yerelliğine; çubukla pilav yiyip, karşılıklı eğile kalka selamlaşmaya; kadınların küçük adımlarla erkeklerin arkasından yürümesine falan boşverdi.

Ama üretim biçiminde modern teknolojiyi aynen kopye ederek koydu ağırlığını çağdaşlaşmaya...

Bizdeki Hazine’den geçinmeli egemenler ise bu temel farkı hiç anlamadı. Tüketim biçiminde, yani görüntüde alafrangalığı, çağdaşlık için yeterli saydı...’

Oradan yola çıktım...

Ve sizlere ‘Alafranga’ Recaizade Mahmut Ekrem ile...

‘Alaturka’ Muallim Naci’nin yaşamını kısaca hatırlatmak istedim...

 

 


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.