Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Rastığı portakaldan...

Rastığı portakaldan...

Piramitler... Nil... Luksor... Luksor’daki Kış Bahçesi... Bunlar beni ilgilendirmiyor.

Aklımdaki Mısır imajı Kahire’nin kendisi...’

Bu, geçen yıl 16 Ocak’ta yazdığım Mısır potpurisi... adlı yazıdan...

Geçen yılki seyyahlık tutanağımı çıkarınca gördüm ki Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ziyareti nedeniyle yıl, Mısır gezisiyle başlamış... Yılın ilk ayının ortasındaki iki günü Nil’in Kahire’sinde geçirmişiz... Sonra rüyalarımdaki kent İskenderiye’ye geçmişiz... ***

Mısır potpurisi, İskenderiye ve Siz neye konsantresiniz? başlıklı yazılarda o geziyi hikaye etmişiz...

* * *

Şubat cüce ay...

Tek seyyahlığım yurtiçinde Gaziantep’e olmuş...

Antep’te bir panele katılmışım ama en büyük kazancım Gaziantep Müzesi’ni gezip Zeugma’yla tanışmam olmuş...

Mars’tan Kuzey Irak’a... başlıklı yazıda bunu anlatmışım:

‘Zeugma’lı mozaik ustalarının elinden çıkmış...

Ve bizim o mozaiği bulan işçilerin yakıştırmasıyla Zeugma’lı ‘Çingene Kızı’nın gözleri...

Büyüleyici yüzü...’

* * *

Mart ayının hemen başında çok sevdiğim eski bir tanışla, Sevilla kentiyle sarmaş dolaş olmuşum...

Ülker Grubu’nun davetiyle İspanya’daki Fenerbahçe Maçı’na gitmişim...

Maçın heyecanını, Kristof Kolomb’un mezarını ve unutulmaz gizemli Sevilla Park’ını şimdi gene heyecanlanarak anımsıyorum...

İspanyol kadınlarını neden öperiz başlıklı ‘Kanatlı Karınca’ yazısını bu geziye ayırmışım:

‘Bazı kadınların gözleri, doğuştan süslüdür... Rastık sürmüş sanırsınız.

Sevilla da doğuştan süslü...

Rastığı yok ama portakal ağaçları var...’

* * *

Nisan...

Ankara, İzmir, Almanya, Düzce derken tükenivermiş...

Ardından Mayıs sökün etmiş...

İki defa Londra’ya, Konya’ya, birkaç kez Ankara’ya gitmişim... En önemli geziyi de Kıbrıs’ın iki yanına yapmışız... Hem Mehmet Ali Talat, hem de Hristofyas’la görüşmüşüz...

Kuşkonmazlı makarna... başlıklı yazıda Talat’ların davetini anlatmışım:

‘Lefkoşe’de Talat çiftine davetliyiz.

Çankaya davetine ilk giden erkenci konuk olarak dolaştığım sessiz ve bakımlı Çankaya’nın bahçesinden sonra aynı gün, bu kez de KKTC Cumhurbaşkanlığı köşkünde, ev sahiplerinin henüz ortalıkta görünmemiş olmasından istifade ederek bahçeye çıkıyorum.

KKTC’deki İngiliz Valisi’nden kalan köşkün bahçesinin makyajsız halini ve mütevazı boyutlarını da keşfetmiş oluyorum...’

* * *

‘Penceremden baktığımda içine kapanık isli puslu bir Leman Gölü ile karşılaşıyorum.

Karşı kıyılar Fransa.

Evian sularının çıktığı bölge.

Yandan çarklı beyaz İsviçre vapurları iki kıyı arasında volta atıyor.

Ama bu sabah onlar da ortalarda görünmüyor.’

Bu, Maç öncesi - Maç sonrası Leman gölü başlıklı yazıdan...

Maç nedeniyle İsviçre’ye ve dolayısıyla Cenevre’yle, Montrö’ye yollanmışız...

* * *

Abant Toplantısı’nı da içeren Temmuz ve Ağustos sakin geçmiş...

Eylül’deki en önemli seyahat ise New York’a, Birleşmiş Milletler’e olmuş... Abdullah Gül ve Ali Babacan’ın birlikte yoğun temposunu izlemiş, saat farkının çarmığında yazılar için koşturup durmuşum...

Bu gezi sırasında yakıt almaya inip kalktığımız İzlanda’da küresel kriz nedeniyle gündeme gelince, onu da daha sonra İzlanda nerede? başlıklı bir ‘Kanatlı Karınca’ yazısı yapmışım:

‘İzlanda’ya kısa bir iniş kalkış...

Reykjavik havaalanında kahve...

Bunun ABD gezisi arkasından kocaman bir Kanatlı Karınca yazısı olacağını, yetersiz malzeme nedeniyle pek de tasarlamamıştım doğrusu...

Halbuki eriyen buzul ve ekonomisi nedeniyle tüm çağ krizle küçücük o adaya toplanmış gibi...

Malzemenin anası oradaymış da, biz haberdar olup durumu koklayamamışız...’

* * *

Ekim bereketli bir ay olmuş...

Çanakkale’de konuşma ve bu vesileyle Bozcada, Asos...

Ardından Frankfurt Kitap Fuarı...

Hemen ardından da bağbozumu için Fransa’ya, Strasbourg’a geçiş...

‘Geçen hafta Strasbourg’dan başlayarak elli kilometre boyunca uzanıp giden tarihsel ‘şarap yolundaki’ Ortaçağ’dan kalma bağ köylerini gezerken bunların neredeyse olduğu gibi korunanlarından biri olan Bergheim’a da uğradık...’

* * *

Ve ardından...

Belki de yılın en sürprizli gezisi: Ali Babacan’la Afganistan’a gidiş...

Babamın kırk yıl önce gittiği mekanlara Kabil’e, Şibirgan’a, Mezar-ı Şerif’e, onun Bir Uçtan Bir Uca kitabıyla serüvenli bir yolculuk...

* * *

Yılı bitirmeden de bir, iki gün, bayramdan istifade ederek, Sapanca kıyılarında doğayla yarenlik etmişiz:

‘Soluklanmak üzere balkon kapısını yana doğru itiyorum... Gölün etrafındaki, gecikmiş sonbahar renklerini hala dirençle taşıyan ormanlık tepelere bakıyorum...

Bir solukluk molayı...

Bir karış enindeki balkonun önündeki süslü demir parmaklık fazlaca sınırlıyor.

Balkon olmayan bir balkon...’

* * *

Bir yıl öyle geçmiş...

Bakalım içinde bulunduğumuz yıl ne getirecek?

Yaşarsak, onun dökümünü de gelecek yılın başlarında görürüz...



Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.