Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Küreselleşmenin yeni ideolojisi: Pan-Hümanizm...

Küreselleşmenin yeni ideolojisi: Pan-Hümanizm...  

Osmanlı mutfağının lezzetlerini her daim diri tutarak bizleri mutlu kılan Beyoğlu’nun girişindeki Hacı Baba Restaurant’ın, yandaki kilisenin bahçesine bakan terasında 2005 yılı Ağustos sonunun kırık dökük güneş ışıkları altında bir arada olduğumuz dostlarımızdan biri, dünyada henüz embriyon halindeki yeni bir akımın varlığından söz etmişti: Pan-Hümanizm...

* * *
Bizim coğrafyada ‘hümanizm’ tehlikeli sayılır... Vaktiyle ANAP’lı Gökhan Maraş döneminde Kültür Bakanlığı’nın resmi dergisinde, o dönemin arşivler genel müdürünün imzasını taşıyan ve ‘Hümanizma Türk kültürünün düşmanıdır’ diyen bir yazı okumuştum da şaşkına dönmüştüm... Zaten daha sonra Kültür Bakanı olan ve birlikte çalıştığımız Fikri Sağlar ile de tanışmam o yazı hakkında yazdığım eleştiriler vesilesiyle oldu. ***

Bizde ‘Pan-Türkizm ya da Pan-Turanizm’ ya da ‘Pan-İslamizm’ daha geçerlidir... Halbuki şimdi dünya, ırkı ya da dini değil, bizzahiti ‘insanı’ esas alan yeni bir anlayışa doğru yöneliyor.

* * *

Pan kelimesi Yunancadan geliyor... ‘Bütün’ anlamını taşımakta...

Hümanizm kelimesi ise Latince ‘insan doğası’ anlamına gelen ‘humanitas’tan türemiş...

Hümanizmin anlamı ‘insana ve insan değerlerine en büyük ağırlığı veren düşünsel yaklaşım’...

Hümanizma, Rönesans’ın da temel düşünce akımı olmuş... İnsana, sadece insana önem veren, bireyi yücelten bir anlayış...

* * *

Burjuva devrimi bir ‘ulusal pazara’ ihtiyaç duydu... Bunun yaratılmasının yolu ‘ırka dayalı bir millet’ anlayışının inşası idi... 19. yüzyılda aynı ırkı bir bütün olarak toparlama düşüncesi de bu nedenle kışkırtıldı... Osmanlı’da ‘Pan-Türkist’ akımlara rastlanırken, diğer toplumlarda da aynı işaretler görülmekteydi... Örneğin, Slavlar da ‘Pan-Slavist’ bir birlik peşindeydiler...

Ortaçağ geleneğine dayalı dinsel bakış ise kurtuluşu aynı din etrafında buluşmada görüyordu... ‘Pan-İslamist’ hareketler, ırka dayalı bir toplanmayı hem kavimci hem de dar olmakla eleştiriyordu...

Ne var ki, burjuvazinin ekonomik üstünlüğü, ‘ulus-devlet’ anlayışını daha etkin ve işlevsel bir hale getirdi...

* * *

‘Sermayenin’ değil ‘beyinsel yaratıcılığın’ zenginliğin kaynağı olmaya başladığı yeni bir dünyada, toplumsal örgütlenme de ona mıknatıslık edecek düşünce de değişiyor...

Sanayi-sonrası yeni dönem, ırka dayalı ‘ulus-devleti’ aşarak, insanların topluca aynı değerleri ve örgütlenme biçimini paylaşacakları küreselleşmenin dinamiklerini pekiştiriyor... Bunun yeni ideolojisi de belli ki ‘Pan-Hümanizm’ olacak... Kısacası insan, insan, insan... İnsan-odaklı bir örgütlenme ve yönetim zihniyeti...

* * *

Biz sanayileşmesini tamamlayamamış bir tarım toplumuyuz. Ulus, devleti değil; askeri bir heyet, devlet eliyle ‘ulusu’ oluşturmuş... Rönesans’tan geçmediğimiz için eski Yunan kompleksi bize birçok hata yaptırtmış... İnsanlığın temel değerlerini tam içselleştirmemişiz...

Üstelik bunları aşmaya yarayacak bir özeleştiriye de hiçbir zaman sıcak bakmamışız...

O nedenle ‘insana en üst değeri veren’ hümanizmayı değil, dini ve ırkı temel değer olarak almışız...

Halbuki şimdi insan beyinsel yaratıcılığıyla ‘birey olarak’ her türlü değerin önüne geçerek yüceliyor... Bir anlamda ikinci Rönesans...

İkinci Rönesans’ın da temel düşüncesi bu kez ‘Pan-Hümanizm.’

İnsan yeniden doğuyor.

* * *

Pan-Hümanizm kavram olarak yeni değil. Kavramı ilk kullanan Fransız edebiyatının efsane isimlerinden Romain Rolland...

Ralph Borsodi ise 1963’te ‘Komünist Manifesto’ya nazire olarak ‘Pan-Hümanist Manifesto’yu yayınladı.

Türkiye’de, ‘Pan-Hümanizm’ kavramını, Romain Rolland’ı kaynak göstererek ilk anan da galiba Cemil Meriç...

1980’de basılan, daha sonra İletişim Yayınları’nca yeniden yayınlanan Kırk Ambar adlı eserinde Romain Rolland’ın ‘Pan-Hümanizm’ kavramını nasıl oluşturacağımızı, ön yargıları nasıl aşabileceğimizi tartışır...

* * *

Küreselleşme, can acıtıcı eşitsizliklere, türlü zorluklara, derin krizlere rağmen ‘insan odaklı’ bir dünyaya doğru yol alıyor...

Din diye, ırk diye, mezhep diye çıldıranlara da ‘insanı, yalnızca insanı’ esas ve temel değer alan ‘Pan-Hümanizmi’ sunuyor...

İnsanlığın ‘insanı’ yeniden keşfettiği yeniçağa yakışan bir ideoloji ‘Pan-Hümanizm.’

* * *

Pan-Hümanizm kavramını hatırlatmayalı epey oldu...

Yeniden analım istedim...

Unutulmamalı...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.