Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Ankara’da sperm bankası var mı?

Ankara’da sperm bankası var mı?

Türkiye’de ‘modernleşme’ hálá kılık kıyafet devrimi ya da laikleştirme kavramından bir parmak ileriye gidemediği ve toplum sanayileşmesini tamamlayamamış bir köylü toplumu olmaktan kurtulamadığı için, sosyal çehrenin değişmekte olan yüzü bizde henüz edebiyatın ana konuları arasına giremiyor.

Bu açıdan kurbağalar gibiyiz galiba.

Kurbağalar, içinde bulundukları suyun ısısı yavaş yavaş artarsa buna tepki göstermiyorlar.

Ancak su iyice kızınca kendilerini dışarı atmak istiyorlar ama buna da gevşemiş kasları izin vermiyor ve kızgın suyun içinde ölüyorlar. ***

Ama onları aniden sıcak suyun içine atarsanız can havliyle sudan fırlayıp kurtuluyorlar.

Biz de hayatın içindeki değişimlere, kurbağanın ısınan suya alışması gibi alışıp, değişimi fark etmeyebiliyoruz.

Değişim hayatımızı zorlayana kadar sanki bir şey olmuyormuş gibi bekliyoruz. Hálbuki hayata ve dünyaya biraz daha dikkatli baksak belki de Türkiye’deki anlamsız tartışmaların ömrümüzü kemirerek alıp götürmesine izin vermeyeceğiz.

* * *

Ancak sosyal değişim edebiyatın yeterince konusu olmasa da magazinin konusu oluyor.

Belki Türkiye de inanılmaz bir hızla magazinselleştiği için, değişim de öncelikli olarak magazinin konusu oluyor.

Örneğin, cep telefonlarındaki mesajların bir taciz mi yoksa sanatsal yaratıcılığın alt yapısını oluşturan bir motivasyon mu olduğu çok tartışıldı. Hálá da tartışılıyor.

Gençler arasındaki ‘mesajlaşma’, toplumun ilişkilerinde de yerleşik bir konuma yükselmekte. Telefonu eline alıp tuşlara bastın mı mesaj gidiyor. Bu adı üstünde mesaj olduğu için hiçbir şey uzun uzun yazılmıyor. Mektuba hiç benzemiyor, ne duygularını ayrıntılı anlatma isteği, ne de en güzel sözcükleri seçme heyecanı. Artık mesajı alan ister bunu ‘sevgi’ ister ‘taciz’ sözcüğü olarak algılasın.

Mesajın amacı ve niyeti ne olursa olsun, o, artık yeni bir dönemin, yeni bir çağın, yeni bir dünyanın, yeni bir haberleşme biçiminin sembolü.

Mesajın gönderilme yöntemi aslında mesajın kendisi.

Hayatın değiştiğini hepimize haber veren kısa ama kesin bir mesaj.

* * *

Bir zaman önce, haberlere göz atarken, Almanya’da bir sperm bankasının bağış yapacak Türk erkekleri aradığını okumuştum...

‘Sperm Bankası’ haberlerini yıllardır duyarız. Suni döllenme haberlerini de...

İkisi de yaşamın nasıl değişmekte olduğunu, daha doğrusu değiştiğinin keskin kanıtları gibidir.

Ama ‘modern çağın’ bu tür gelişmelerinin içinde ‘hangi ilişkileri’ barındırdığını merak etmeyiz.

* * *

Sperm Bankası’nda ‘mevduat hesabı’ nasıl bir hayat resmidir acaba?

Okuduğum gazete, buna bir ölçüde açıklık getirmekteydi. Berlin’deki banka, sperm alacağı kimselerin 18 ila 40 yaş arasında ve sağlıklı olmalarını şart koşmaktaymış.

Önce ‘parasız’ bağışta bulunuluyormuş, ‘sperm sayısı ve kalitesi’ uygun bulunursa, bağışlayıcıyla 200 mark karşılığı ‘sözleşme’ imzalanıyormuş.

Günlük rutinin içinde koşuşturan insanlar hayatın ilginç kuytuluklarına pek bakmazlar. Ama o kuytuluklara herkesten önce gidip bakanlar da var.

Sanırım, on yıl olmasa da ona yakın bir süre önceydi, bir yabancı gazetede, artık 70 yaşındaki Fransız romancısı Philippe Sollers’in yeni çıkan kitabına ait çok uzun ve detaylı bir eleştiri okumuştum.

* * *

Philippe Sollers modern hayatların genellikle vurgu yapılmayan yanlarının gazetelere yansıyan kupürlerini kesmiş, sonra da onların romanını yazmıştı.

Benim okuduğum eleştiride, en çarpıcı anlatımlardan biri de, Sperm Bankası ile ilgili bölüm hakkındaydı.

Fransa’da spermlerini bankaya ‘yatıran’ bir müşterinin spermleri ‘gevşek’ bulunmuş ve adama ödeme yapılmamıştı. Adam da bankaya dava açmıştı. Bu da gazetelere haber olmuştu.

Sollers, o haberden çıkarak yaşadığımız günlerin hikáyesini kendine göre yeniden düzenliyordu.

* * *

Philippe Sollers kadar önceden ve derinlikli olmasa da yaşamın içine nüfuz eden ve insan ilişkileri ile toplumun anlayışlarını değiştiren gelişmeleri artık biz de fark ediyoruz.

Sperm bankaları, suni döllenme, cep telefonlarındaki mesajlaşma, bilgisayar ile alt üst olan eski ilişkiler...

Buna rağmen Türkiye’nin idari mekanizmaları ve yöntemleri geçmişte takılıp kalma gayreti içinde.

Birinci sayfalardaki can sıkıcı ve hiç değişmeyen gündem ile magazinselleşmenin hafifliğinde kaybolan yeni çehre, birbirinden farklı.

Bizde farklı ama çağdaş dünyada değil.

* * *

Dünya, bir önceki sanayi dönemini ve onun toplumsal ilişkilerini dürerek bir yana kaldırmakta.

Siyasetteki tutuculuğu aşmak için belki de Ankara’ya insan yaşamlarındaki değişimi göstermek gerek.

Philippe Sollers okumazlar ama muhakkak ki magazinleşmenin inanılmaz hafifliğinde eğlenmekteler.

Hiç olmazsa oradaki dönüşüme dikkat etseler...

Tabii, bir de içinde bulunduğu suyun ısısının değiştiğini fark etmeyen ya da buna aldırmayan kurbağanın başına ne geldiğine...

Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.