Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Günümüz imamları nasıl olmalı?

Günümüz imamları nasıl olmalı?

Geçenlerde...Moral Dünyası dergisi Genel Yayın Editörü Ekrem Altıntepe, dergilerinin nisan ayı sayısında ‘günümüz imamları nasıl olmalı?’ konusunu ana dosya yapacaklarını...

Benim konuyla ilgili ne düşündüğümü sordu.

Ben de ‘din görevlisi, inanç entelektüeli olmalıdır’ dedim...

***

Sonra da...

Şöyle devam ettim:

‘Ortaöğrenimimi Saint Joseph Lisesi’nde tamamladım. Saint Joseph, Cizvit papazlarının kurduğu bir okuldur ve buradaki eğitimi Cizvit papazları verir. Okulun yönetimi, eğitimi, sevk ve idaresi Cizvit papazları tarafından yapılır. Okulda okuduğum sürede Cizvit papazlarının duruş, davranış, nitelikleri, yaklaşımları, algıları, dünyaya bakışları hakkında küçük olmama rağmen oldukça geniş bir bilgi edindim. Cizvit papazları bütün lise eğitimini çok rahatlıkla verebilen, Türkiye’deki mevcut okulların birçoğunda ders verebilecek nitelikte insanlardı. Bizim imamlarımızın da bu Cizvit papazları gibi olması, yani Türkiye’deki okullarda ders verebilecek nitelikte olması gerektiğini düşünüyorum.

Şehirde yaşayan bir insan olarak kentteki imamları konusunun uzmanı, bir kanaat önderi, bir yerel lider olarak algılıyorum. Din aynı zamanda bir felsefedir. Kültürel oluşumumuzun temelini oluşturan dinin bu niteliği, yani kültürel boyutu, felsefi boyutu büyük bir önem arz ediyor. Ben bir din adamının aynı zamanda bir felsefeci olması gerektiğine inanıyorum. Çünkü din; felsefe ve kültür algısı olmadan içselleştirilemez, yansıtılamaz. Bunlar olmadan din adamının yerel lider olarak duruşu daha saygın bir hále getirilemez.

Din, sadece camiyle ilgili bir şey değildir. Din, toplumsal yaşamın en temel kaynaklarından biridir. Bu toplumun kültürünün en etkin parçasıdır. Ben din adamını sadece bir devlet görevlisi olarak algılamıyorum, onu sadece mahalle ve cami ile bağlantılı değil, yaşam faaliyetlerinin sürdüğü her alanda bir kamuoyu lideri, bir düşünce adamı, bir felsefeci olarak algılıyorum.

Bir düşünce söz konusu ise, kültür söz konusu ise, felsefe söz konusu ise bunlara vákıf olan bir birey, bulunduğu her alanda ister istemez bunların yayıcısı, tartıştırıcısı, hayatı bu noktalar üzerinden yeniden yorumlayıcısıdır. Yeryüzünden kopuk, dil bilmeyen, çok derin bir felsefe eğitiminden geçmemiş birisinin bulunduğu her mekanda kanaat önderi olmasına imkan yoktur.

İnsanlıkla yaşıt bir alanın uzmanı olmaya kalkışmak demek; insanlığın bütün tarihsel süreçlerinden de haberdar olmak, üstelik de bunu felsefi boyutta ifade etmek, bugüne taşımak ve yarına götürebilmek demektir. Dolayısıyla din adamlığı entelektüel olmadan, insanlık tarihine ilgi duymadan olmaz.

Bizde imamlık kente değil de kırsala aitmiş gibi bir ön kabul de görüyor. İmamların kent hayatının etkin bireyleri olması söz konusu değilmiş gibi varsayılıyor. İmam hatipliğin; dinin kültürel boyutunu, sosyolojik boyutunu, felsefi boyutunu merak eden, bunun yeryüzündeki eğitiminden etkilenen, yeryüzündeki din adamlarına bir şekilde gıptayla bakan, ondan etkilenen, o tür hayalleri olan, idolleri olan insanların da ilgisini çeker hále gelmesi lazım. Bizde imamlık mesleğini veya din adamlığını bir şekilde kırsal kesimde hayatı idame ettirmekte zorlanan, büyük yaşam sıkıntıları olan ailelerin çocuklarını göndermeyi tercih ettiği, ama dinin bahsettiğim boyutlarını öğrensin diye değil de hayatın içinde sığınılacak bir liman olarak gören bir anlayış var.

Din görevlisini; siyasetten ziyade felsefeden iştahlanacak, felsefe ve sosyoloji ile irtibatlanmaktan lezzet alacak ve beyinsel haz duyabilecek, dünyanın her yanındaki insanlarla ilişki içerisine girebilecek, düşünce adamlarıyla irtibat kurabilecek, onlarla bir şekilde diyalog içerisinde olabilecek şekilde gelişmiş bir birey olarak tahayyül ediyorum.

Din görevlisi, felsefenin sorularını soran herkesin bir şekilde ahbaplık edip tartışabileceği, zenginleşebileceği, zenginleştirebileceği bir inanç entelektüeli olmalıdır.’

* * *

Sonunda da konu gelip;

Kent dindarlığına...

Teoloji eğitiminin kalitesine...

Dini kültürel olarak algılayıp, siyaseten istismar etmeyecek bir kişisel doygunluğa dayanır.

Din adamlarının ‘inanç entelektüeli’ haline geldiği bir Türkiye, sorunlarını da epey hafifletmiş bir ülke olacak...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.