Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > ‘Müslüman Avrupa’

‘Müslüman Avrupa’  

 

Geçen cuma günü...Dünyanın etkili gazetelerinden Le Monde’da ilginç bir yazı yayınlandı...

Yazıyı Oxford Üniversitesi öğretim görevlisi ve Avrupa Müslüman Ağı Başkanı Tarık Ramadan kaleme almıştı... Baktım...

Aradan bir hafta geçmesine rağmen yazıyı tınlayan olmadı...

Bir adres hariç: ‘İkincigrup.com’... 

*** 

Tarık Ramadan, Le Monde gazetesinde yayınlanan yazısında, Avrupa’yı bekleyen en büyük ve önemli sınavlardan birisinin İslam’ın ve Türkiye’nin Avrupa’ya entegre edilmesi olduğunu söylüyor...

İsterseniz A. Ceyhan’ın tercümesinden yazının özetine hep birlikte göz atalım:

‘Geçtiğimiz ay Barack Obama’nın Avrupa’ya yaptığı ziyaret, birçok dostluk demecine rağmen, jeostratejik olduğu kadar kültürel bir anlaşmazlığı da su yüzüne çıkardı. Obama, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne katılımı üzerinde ısrarla durdu.

Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy, Avrupa Birliği’nin çoğunluğunun düşündüğü gibi bir cevap verdi: ‘Türkiye ile imtiyazlı bir ilişki söz konusu olabilir, fakat Birliğe katılım gündemde değil. Türkiye ne coğrafi ne de kültürel olarak Avrupalı değildir.’’

* * *

‘Giderek sığ ve dar bir Avrupa görüşü geliştiren siyasi partiler güçleniyorlar: Aynı partiler nüfusu yüksek ve Müslüman Türkiye’nin reddinin bir gereklilik olduğunu savunmaktalar. Avrupa ahalisi korku içerisinde, giderek daha fazla güvenlik istemekte ve bilhassa yabancılardan korunma politikaları beklemektedirler. Yabancıların hem ekonomik hem de kültürel dengeyi bozacağında bir görüş birliğine varılmış gibidir.’

*  * *


‘Türkiye’yi Avrupa tarihi ve coğrafyası dışında tutan kanıtlar ciddi bir analize dayanmıyorlar. Osmanlı İmparatorluğu 400 yılı aşkın bir süre boyunca Avrupa kıtasının siyasi ve stratejik geleceğini hem belirledi hem de paylaştı. Bugün hala tarihi ve ekonomik ağırlığı ile son derece belirleyici bir konumdadır. Avrupa’nın coğrafi sınırlarını günün siyasi ve ideolojik gereksinimleriyle çizmeye çalışmak kimseyi kandıramaz; aynı kriterler uygulanırsa, Kıbrıs’ın da Avrupa’nın dışında kalması gerekir. Bu bakış açısı Avrupa insanının karmakarışık tarihini, köken, bellek ve kültürünü hiçe saymaktadır. Türkiye nüfusunun yüzde 40’ının etnik kökeni Avrupa’dan gelmekte, milyonlarca Türk herhangi bir Avrupa ülkesi vatandaşlığına sahip bulunmaktadır.

Asıl sorunlar başka yerlerde ve bunlara cüretle bakmayı bilmeliyiz. Avrupalı politikacılar, kültürel ve dini sorunlara saplanacaklarına, gelecekle ilgili ciddi bir jeostratejik bakış açısı üzerine çalışmalıdırlar: İran, Suriye, Irak ve Orta Asya ile ilişkilerde, Türkiye’nin stratejik önemi göz ardı edilemez önemdedir; ekonomik ve askeri gücü, Orta Doğu ve Asya’da aranması şart haline gelen bir denge ve istikrar politikasına dahil edilmelidir.’ 

* * * 

‘Türkiye ve Avrupa arasındaki ticari ilişkiler devamlı hacim kazanmaya devam etmekte: 1990 ile 2003 yılları arasında ithalatı üçle, ihracatı ise dörtle çarpıldı. Bu ilişkilerin daha büyük kapsamlı bir ekonomik ve politik çerçeveye sokulması hem Avrupa’yı hem de Türkiye’yi daha başarılı ve rekabetçi kılar.

Avrupa ülkeleri yakın bir gelecekte derin ve sürekli bir el emeği darlığı problemiyle karşılaşacaklar: Gelecek 20 yıl içerisinde Avrupa iş pazarının 15 milyon yeni işçiye ihtiyacı olacak. Meseleleri görmeyip, içe kapanık popülist politikalarla geçiştirmeye çalışmak hiçbir işe yaramaz; bilhassa, muazzam nüfus hacmiyle Türkiye, önemli bir Avrupa ülkesi olarak görülmeli. Bunun için Avrupalıların İslam korkusunu aşmaları ve Türkiye’nin AB’ye katılımı sürecini ‘kültürel’ bir sorun haline sokmayı terk etmesi gerekir. Tek katılım kriteri olarak 1993 Kopenhag’ı elde tutmalılar; bu bağlamda ise istense de istenmese de Türkiye aşağı yukarı bu kriterlerin çoğunu gerçekleştirmiş vaziyettedir; 2004 Avrupa Komisyonu Raporu bu olguyu açıkça belgelemektedir.

Hálbuki tüm uzun tartışma, fikir değişikliği ve direnişin ardında yatan husus kültürel ve dinidir. Avrupalı politikacılar bu konuda, uzun vadedeki sosyal ve ekonomik ihtiyaçlarına gözlerini kapatarak, kısa vadede, popülist söylemlerle ahalilerinin dini ve kültürel korkularına cevap vermeyi tercih etmeye hazırlar. Hem Avrupalı hem de Müslüman Türkiye’nin AB’ye katılımı meselesi ne yeni ne de tehlikelidir. De facto İslam bir Avrupa dini, Türkiye ise Avrupa’nın kültürel, politik ve ekonomik geleceği içerisinde bulunmaktadır.’ 

* * * 

‘Avrupa’nın yeni bir dünya görüşü geliştirebilecek, Türkiye’nin İslam dünyası içerisinde, tarihi, coğrafi ve ekonomik kozlarıyla ne denli stratejik bir yer tuttuğunu ve bu vasıtayla Avrupa’nın geleceğindeki önemini anlatabilecek politikacılara ihtiyacı var.

Tarihi ve siyasi şartların, Türkiye’nin AB’ye katılımını zorunlu hale getireceği günü bekleyeceğimize, Türkiye’nin Birliğe şimdiden girmesini, dini ve kültürel çeşitlilik bağlamında ve siyasi bir çerçeve içerisinde hazırlamalıyız.’

 


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.