Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Hocam öldünüz mü?

Hocam öldünüz mü?  

Bir pazar sabahı, öylesine karıştırılan gazete sayfaları arasından son kez karşıma çıkacağını asla kestiremezdim.


Hafızama çok eskiden kazınan ama uzunca bir zamandır unutulmaya bırakılmış sureti gözümün önüne geliverdi.

* * *

Cizvit papazların kurduğu Saint-Joseph Lisesi’nde 1932 yılından sonra okuyan herkesin de ‘Frere Etienne’imizi kaybettik’ başlıklı ilanı görünce aynı şeyleri hissettiğine eminim.

Ben onu ilk kez 1964 yılında tanımıştım.***

Bildiğim sadece adıydı. Öğrenciler, çocuklara özgü hınzırlıklarıyla Etienne adını önce ‘et yiyen’e, oradan da ‘köpek’ lakabına dönüştürmüşlerdi.

Belki de onun yıllardır kurumsallaştırdığı disiplinden gizli bir öç alınması söz konusuydu.

* * *

Başparmağı tahtaydı.

Kızdığı vakit, sırtınızda kaburgalarınız arasında o başparmağı hissederdiniz.

Parmağının neden tahta olduğuna dair rivayet muhtelifti. Savaş sırasında paraşütle atlarken geçirdiği bir kaza sonucu olduğu söylenirdi.

Bizim gibi küçücük çocuklar için, ‘Frere’ dediğimiz cizvit papazlarının yaşam serüvenleri birer efsaneydi. Hepsi için ayrı ayrı hikáyeler anlatılırdı.

* * *

Frere Etienne’in bir gün bile ‘soyadını’ merak etmedim. Kaç yaşında olduğunu da düşünmedim.

Meğer onu ilk gördüğümde 54 yaşındaymış. Yeşilimsi gözleri, seyrekleşmemiş ama seyrekleşmeye yüz tutmuş gibi duran saçları...

Matematik derslerinde, her yıl aynen tekrarladığını ancak sınıfta kalanların keşfedebileceği ‘klasik’ esprileri...

Gündüzlüler için Frere Etienne başka idi, yatılılar için başka. Ben yatılıydım.

* * *

‘Saint-Joseph’liler Derneği Yönetim Kurulu’nun verdiği ilanda Etienne Weymann’in 1910’da doğduğu yazmaktaydı. Ama nerede doğmuştu, o belirtilmiyordu...

Ne zaman, nerede öldüğü ise belliydi...

22 Nisan 1998 günü, tedavi gördüğü Besonçon’da ölmüştü. Orada da gömülmüştü.

Türkiye’ye 1928’de geldiğini, Saint-Joseph’li öğrencileri 1932 yılından itibaren yetiştirmeye başladığını da ilandan öğrendim.

Ne zaman Türkiye’yi terk etti, ne zaman hastalandı, onları bilmiyorum.

Yaşamını çocuklara adamanın karşılığında Legion d’ Honneur ile mükáfatlandırılmıştı.

* * *

Frere Etienne, on bir yaşındaki çocukların dünyasındaki tanrısal otoritesini terk etti. Doğum tarihini, soyadını, yattığı mezarı bildiğimiz bir fani oluverdi.

Aynı bir diğer hocam gibi...

Sabri Altınel yaşasaydı bugün 84 yaşında olacaktı...

Ama tam 24 yıl önce ölmüştü...

Biz ona ‘Tarzan’ derdik...

* * *

Yaşamın siluetleri aşk gibidir, yalnızca ‘sevene görünür’...

Dört yıl önce...

Gazete ilavelerinde, belki sizlerin gözünüze çarpmayan ama ‘sevenlerine görünen’ bir hatırlatmaya rastlamıştım...

O bir ölüm ilanı değil, sadece bir hatırlatma idi...

‘Hatırlayın’ başlığıyla şunları yazıyordu:

‘Şair ve edebiyat öğretmeni Sabri Altınel, doğumunun 80’inci, ölümünün 20. yılında, yarın İstanbul Bilgi Üniversitesi Kuştepe kampüsünde anılacak...’

Sabri Altınel, benim Saint Joseph yıllarındaki edebiyat hocam... Yakışıklılığı, zamana göre nispeten uzun saçları, düzgün fiziği nedeniyle öğrencilerin kendisine taktığı lakap ile Tarzan... Unutamadığım yaşam figürlerinden biri...

O günden bugüne de dört yıl daha geçti...

* * *

Geçenlerde arkadaşlarımdan biri anlatıyordu, sınıfa girer, kırk dakika sessizce volta atar, bitime beş dakika kala, tahtaya ‘Cervantes’ yazar çıkarmış... Çocukların merakını çekme yöntemlerinden biriymiş bu...

* * *

Saint Joseph’in bir yandaki pencereleri sakin bahçeye, diğer yandaki de koridorlara bakan camlı sınıfları... Sabri Altınel’in derse girişi, farklı hali tavrı... Bir keresinde Orhan Veli’nin son şiirinin öldükten sonra diş fırçasına sarılı bulunduğunu söylemişti... Çocuksu bir merakı gıdıklayan bir haberdi bu benim için... Sabri Altınel bu çocuksu merakımı, şiire saygısızlık eden bir paparazzilik gibi algılamış olacak ki, şiirin nerede bulunduğundan ziyade içeriğinin önemine vurgu yapan tatlı terslenmesi hafızama nakşedilmişti...

* * *

İnsanın edebiyat hocasının şair olması, antolojilerde şiirlerine rastlanması bir ayrıcalıktı... Hocanın hoca olarak değerine ilave bir şeylerdi... ‘Uzakta’ şiiri şöyleydi: ‘Seni göremez oldum; Söz vermeler, yeminler, öpüşlerimiz Bir rüzgár esiyor, seviniyoruz, Kuşlar geçiyor havadan; Toprak, yemyeşil otlar; Akşamlar günün doğuşu, Yatağımız, gözlerin, Çiçekli bir dal gibiydin; Ama güzel günlerde olur her şey, Güzel günlerde yanar ateş, Su güzel günlerde akar. Seni göremez oldum.’

* * *

Bazı haberler sevenlere görünür...

Hocamın anma toplantısının haberi de, gazetelerin içinden sıyrılıp o gün bana görünmüştü...

Şimdi gene...

Hem Frere Etienne’in...

Hem Sabri Hoca’nın ölüm yıldönümleri...

Rahmet ve sevgiyle anıyorum...

Ben de eski bir hocayım ve hocalarda, benim hocalarımın öldüğü gibi maalesef ölüyor...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.