Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Süreli Yayınlar

 Prizma Yazıları Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca
 Infomag Yazıları Bloomberg Businessweek Yazıları
 Sabah Gazetesi Yazıları Sabah Gazetesi-Pazar Yazıları
 Mehmet Altan-Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu  Türkiye'de İktidar Dergisi
 gazete360 Yazıları Özgür Düşünce Yazıları

 Süreli Yayınlar > Star Pazar Yazıları - Kanatlı Karınca > Mardin’de ne oldu?

Mardin’de ne oldu?

Mardin’de ne oldu?’Galiba ‘Cumhuriyet’in modernleşme’ projesi eşi menendi görülmemiş kanlı bir vahşet sonucu çöktü...

Nasıl mı?

Galiba, 12 yıl önce, 2 Mayıs 1997 yılında, ‘modern misiniz yoksa çağdaş mı?’ başlıklı yazıda anlatıp, uyarmaya çalıştığımız gibi... 

* * * 

‘Prof. Altan Gökalp, 18 Nisan tarihinde ‘Entelektüel Bakış’ sayfasında yayınlanan röportajında Nilüfer Kuyaş’a şöyle söylüyordu:

‘Modernizasyonla çağdaşlık aynı şeyler değil. Kemalizm ne kadar modernizasyon ise, o kadar az çağdaşlık.’ ***

Gökalp, neden böyle bir yargıya vardığını da bir sonraki cümlede açıklamaktaydı:

‘Kemalizm kesinlikle çağdaşlık yaratamaz, çünkü çağdaşlık kişi boyutuna bağlı bir olgu.

Çağdaşlığın şu andaki tek tarifi, kişiyi kendine merkez alan, kişiyi tarihin ve değerlerin öznesi sayan bir olgu olması.’’ 

* * * 

‘Hilmi Yavuz da, Altan Gökalp’in ‘modernleşme’ ile ‘çağdaşlaşmanın’ farklı kavramlar olduğunu hatırlatan röportajının ertesinde bu konuya değinme ihtiyacı duydu. 6 Mayıs’ta ‘Zaman Yazıları’ başlıklı sütununda ‘Modernleşme ve Çağdaşlık’ başlıklı bir yazı yazdı.

Modernleşmenin ‘kamu alanına’, çağdaşlaşmanın ise ‘özel, bireysel alana’ ilişkin tanımlar olduğunu, yıllar önce yazdığı yazıdan alıntılar yaparak yineledi.

Modernleşme, genel hatlarıyla ‘laiklik devrimi’ ile özdeşleştiriliyor. Toplumun ‘modernleşmesi’ için, devlet yönetiminde ilahi gücün egemenliğinin yerini ‘insan aklının’ aldığı bir sürece geçilmesi gerekiyor.

O nedenle de, hem Prof. Altan Gökalp, hem Hilmi Yavuz, Kemalizmi ‘Türkiye’yi modernleştirme ideolojisi’ olarak kabul ediyorlar...’ 

* * * 

‘Ancak, ülkenin ‘laiklik devrimini’ yapması, bireylerin ‘çağdaş değerleri’ sahiplenmesi anlamına gelmiyor.

Devletin ‘modern’ anlamda yapılandırıldığını söylemek, toplumdaki insanların ‘birey’ haline gelmesini sağlamıyor.

Devlet örgütlenmesi modernleşiyor ama bu çağdaş bireylerin doğmasına, toplumun bu anlamda çağdaşlaşmasına yetmiyor.

Hilmi Yavuz bunu şöyle örnekle somutlaştırıyor:

‘Fesin yerini şapkanın almasının kafanın içini değiştirmeye yetmemesi bundandır.’’

* * *

‘Peki, Türkiye’deki ‘modernleşme’ atılımının simgesi olan ‘laiklik’, bugünkü manzaraları çoktan yok etmiş olması gereken çağdaşlaşmayı ve evrensel kriterleri içine sindirmiş bir bireyi neden doğurmadı?

Altan Gökalp bu soruya ‘Kemalizm din haline geldi. Bugün Kemalizm laik bir dindir’ diyerek cevap veriyor.

Şerif Mardin ise şöyle yazıyor:

‘Kemalizmin Türkiye’de ailelerin çocuklarına intikal ettirdikleri değerleri değiştirmekteki etkisi ancak sathi olmuştur.’’ 

* * *  

‘Ankara’da her gün düzeyi biraz daha düşen siyasal İslamcılık-militarizm çekişmesinin açmazında, modernleşmenin önkoşulu olan ‘laikleştirme’nin çağdaş birey yetiştirmek için yeterli olduğunu sanmak var.

Ayrıca ‘devlet eksenli’ bir dönüşümün, toplumu ve insanı derinden etkileyeceği, çağdaş bireyi yaratacağı yanılgısı var.’ 

* * *

Ana Britannica ‘modernleşme’ ile ‘çağdaşlaşma’ arasında sosyolojik bir ayrım gözetmiyor. İkisini birden ‘modernleşme’ başlığı altında inceliyor.

Buna rağmen, ansiklopedideki ‘modernleşme’ maddesine bir göz atmak bile, Türkiye’nin ‘çağdaş birey’ yetiştirmekte zorlandığı gösteriyor:

‘Modernleşme, toplum bilimlerinde, insan uygarlığının genellikle sanayileşme ve laikleşme aracılığıyla uğradığı ekonomik, siyasal ve toplumsal dönüşüm.’

Biz ‘sanayileşemeden’, laiklik aracılığıyla ‘modernleşmeye’ çalıştık. Devlet laik bir görüntüye kavuştu ama birey çağı yakalayamadı, çağdaş değerleri üretemedi.’ 

* * * 

‘Ana Britannica, şöyle devam ediyor:

‘... modern toplumları geleneksel toplumlardan ayıran bazı ortak özelliklerden söz edilebilir.

Bu, bilgi alanının sürekli ve artan bir hızla genişlemesi, bilginin teknolojiye dönüşerek bilinçli bir biçimde üretime aktarılması, yeni ve üstün enerji kaynaklarının bulunmasıyla verimliliğin olabildiğince artırılması gibi özelliklerin temelinde insan etkinliğinin nesnel, yararcı değerler çerçevesinde akılcı bir temele oturtulması anlamında kullanılan laikleşme terimi modern toplumun ortaya çıkabilmesi ve varlığını sürdürebilmesi için gerekli bazı davranış ve örgütlenme ilkelerine işaret eder.’’

* * *

‘Türkiye ‘laiklik’ konusunu, ‘bilginin teknolojiye dönüşerek bilinçli bir biçimde üretime aktarılmasından’ bağımsız tartışıyor.

O nedenle de, kışla-cami ikilemi bitmiyor.

Devleti modernleştirmenin, bireyi çağdaşlaştırma anlamına gelmediğini ve bunu sağlayacak olan üretim tekniklerini ve hálá çok yoğun olan tarımsal nüfusu tartışma gündemine almadıkça da bitmeyecek...’’ 

* * * 

Tabii Bilgeköy’deki dramın ardında sadece ortaçağ’dan kalma tarımsal anlayışla çok uyumlu olarak, mülkiyet hukukunu yerleştirecek olan ‘tapu ve kadastronun’ da olmadığını yeniden vurgulamak gerek...

Modernleşemedik de...

Çağdaşlaşamadık da...

Galiba...

Avantacılık üzerinden vahşeti içselleştirerek katilleştik...


Bu bölümdeki diğer içerikler için tıklayınız.

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.