Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Akademik Yazılar > Mutfakta biri var...

KAPİTALİZM NİTELİK DEĞİŞTİRİYOR
Mutfakta biri var...

Dünya, Türkiye'nin dış borçlarını ödeyebilecek bir noktaya gelmesini arzuluyordu. Borç ödemek için para kazanmak gerekti... Üstelik de yeryüzünden... Turgut Özal'ın 24 Ocak kararları bu nedenle, hem de IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası ekonominin müfettişlerinin desteğiyle alındı

Son günlerde, o devasa marketlerden birine yolunuz düştü mü? Düştüyse elektronik aletler bölümüne göz atabildiniz mi? Özellikle televizyonların satıldığı bölümlerde, şaşırtıcı bir hareketlilik var... On beş yirmi dakikalık bir süre zarfında, 37 ekran televizyonların peynir ekmek gibi satıldığını görüyorsunuz...

Benim uğradığımda, Vestel'in çıkardığı 37 ekran 160 milyon liralık ve üç sene garantili, First Line marka tükenmişti. Satıcının söylediğine göre, her hafta başında gelen mal hafta sonunda bitiyormuş. Herkes, Shov marka olanı kapışıyordu. O da gene 37 ekran, 140 milyon lira ama iki sene garantili...

Daha önceleri çok revaçta olan yabancı markalar ise sıralanmış duruyordu. Sony 450 milyon, Toshiba ise 370 milyon liraydı. Yabancı televizyonların çok revaçta olduğu bir Türkiye'den yerli üretimin öne geçmeye başladığı bir Türkiye'ye geldik. Alıcılar, yüz kanallı bir televizyonu, üstelik de iki, üç yıllık garantiyle, neredeyse 100 dolara almanın keyfi ile hareket ediyorlar ama bu gerçeğin ardında, hay huy içinde gözden kaçan uzun bir geçmiş var...

YERYÜZÜ DEĞİŞİRKEN
Türkiye'nin en net resmini Beş Yıllık Programlar verir. Ama fotoğraf sanatında detaylara meraklıysanız, Avrupa Birliği için hazırlanan "Türkiye Ulusal Programına" da bir bakmalısınız.

Orada, hem fotoğraf, hem de o fotoğrafın detay çekimi var. Türk malı televizyonların tutulmasının arkasındaki süreci de, oradan özet olarak izleyebiliriz. 1960'larda sanayileşme atılımları, devletin pek çok sektörde öncülük etmesiyle başladı. Dışardan aldığımız ve çok döviz ödediğimiz malları, yüksek gümrük duvarları arkasında kendimiz üretmeğe başladık. Siyasal kayırmacılık, bu süreçte ikinci aşamaya geçmemizi önledi.

Bir süre sonra, dışarıya mal satacak ve döviz kazanacak bir aşamaya gelmek yerine, tüketicinin gadre uğradığı, üreticinin gereğinden fazla korunduğu zaafiyetli bir ortama düştük. Üretimle tüketim arasında bir dengesizlik oluştu.

Ardından petrol krizi de patlayınca, ekonomi iyice dara düştü. Dünya konjonktürü de değişmişti. Yeryüzü, sermaye birikimini, dayanıklı tüketim malları üretimine dayalı yapmaktan, yavaşça bilgisayarlara geçmeye yönelmişti.

1980 yılı geldi çattı...

2000'E DOĞRU
Dünya, Türkiye'nin dış borçlarını ödeyebilecek bir noktaya gelmesini arzuluyordu. Borç ödemek için para kazanmak gerekti... Üstelik de yeryüzünden...

Turgut Özal'ın 24 Ocak kararları bu nedenle, hem de IMF, Dünya Bankası ve OECD gibi uluslararası ekonominin müfettişlerinin desteğiyle alındı.

Dış ticaret serbestleşiyordu...

Kur ve teşvik politikaları ile ihracat destekleniyordu...

Reel faizler artırılıyor ve böylece yurtiçi tasarrufların yükselmesi, yatırımların çoğalması hedefleniyordu...

Uluslararası sermayenin hareketleri özgürlük kazanıyordu...

Türk Lirası konvertibl hale geliyordu... Sadece içerde kullanılan, dışarıda ise geçersiz bir para olmaktan çıkıyordu...

Özelleştirme ile de kamunun ekonomideki aşırı ağırlığı hafifletilecekti... Hala da hafifletilecek...

Artık, ithal ikameci dönemden, dışa açık büyümeye geçmiştik... Dış ticaret rejimi serbestleşmiş, dış ticaret üzerindeki kısıtlayıcı kotalar kalkmış, gümrük vergilerinde önemli indirimler sağlanmıştı. Böylece dış ticaretimizin içeriği boyutlandı. Mal çeşitlerimiz ve mal sattığımız ülkeler çoğaldı, ihracat hızla yükseldi.

1980'lerden itibaren başlayan özgürleşme ve ekonomik büyüme, siyasi avantacılık sürdüğü ve temel dönüşümler tamamlanamadığı için 1990'lardan sonra tıkanma sinyalleri vermeye başladı.

Kemal Derviş, 1990 sonrasını "Türkiye'nin Güçlü Ekonomiye Geçiş" programında şöyle analiz eder

"Türk Ekonomisi 1990'lı yıllardan itibaren sıklaşan aralıklarla ekonomik krizlerle karşı karşıya kalmaktadır. Yaşanan bu krizlerde dışsal etkenlerin de rolü olmakla beraber krizlerin başlıca nedenleri

1- Sürdürülemez bir iç borç dinamiğinin oluşması

2- Başta kamu bankaları olmak üzere mali sistemdeki sağlıksız yapının ve diğer yapısal sorunların kalıcı bir çözüme kavuşturulmamış olmasıdır."

Tabii söylemeye gerek yok, 1990'ların başında Özal gitmiş, Demirel gelmişti. Ekonominin siyasete kurban edilme töreni hayatımızın ortasına yerleşmişti.

DENİZ BİTİNCE
Bölük pörçük yaklaşımlara karşılık eski devletçi ekonomik yapının rantlarından sonuna kadar yararlanma ısrarı, bir yandan değişimleri, bir yandan dirençleri, bir yandan da krizleri üretti.

1999 yılında, enflasyonun ülke damarlarını tıkayan tahribatı, kamu açıklarının sırtlanamaz duruma gelmesi, AB sürecine adım atmayı önleyen makro ekonomik dengesizlikler, köklü bir reformu kaçınılmaz kıldı. Kapsamlı bir program gündeme geldi.

Ortada Gümrük Birliği var
1994 yılı krizi, 1997 yılı krizi, 1999 yılındaki 17 Ağustos felaketini sıralamadan önce, eğer büyük marketlerdeki Türk televizyonlarının ardındaki gerçeği anlamak istiyorsak, Türkiye'nin 1995 yılında gerçekleştirdiği Gümrük Birliği mucizesinde biraz soluklanmalıyız. AB ile imzalanan Gümrük Birliği, Türk kamu ve özel mallarını rekabete dayanıklı hale getiren çok önemli bir dönemeçtir.

İç pazara alışmış olan sanayi, dışarıda rekabet edecek mekanizmaları kurmak ve AB ile rekabet eder hale gelmek için kendini Gümrük Birliği'nden sonra yapısal bir dönüşüme tâbi tuttu.

Dış ticarette ve gümrüklerde AB'ye tam uyum sağlandı. Fikri, Sınai ve Ticari Mülkiyet Hakları gündeme geldi, bunlar güvence altına alındı. Tüketicinin korunması, kamu ihaleleri, şirketler hukukundaki dönüşüm, rekabet hukuku hep Gümrük Birliği'nin Türkiye'ye armağanlarıdır. Gümrük Birliği'nin Türk sanayii için ne anlama geldiğini, Sekizinci Beş Yıllık Plan'daki bir cümle ile özetleyelim

"Gümrük Birliği'nin yürürlüğe girdiği 1996 yılından bu tarafa, Türk sanayi rekabet konusunda kayda değer bir performans göstermiştir. Sanayide, otomotiv hariç, önemli bir şikayet gelmedi."

Bugünkü nitelik değişiminin ilk harcı 1980'de konmuş, yapının yükselmesi ise Gümrük Birliği sayesinde gerçekleşmişti.

Mehmet Altan, Sabah
21.10.2003

Konu ile ilgili sayfalar...
SERBEST PİYASA KENDİNİ SİYASETÇİLERE DAYATIYOR…...
TARIM POLİTİKALARINDA DEVRİM...
YENİ DÜNYA DÜZENİ ...
TÜRKİYE’ DE KAYNAK DENİZİ KURUDU...
YENİ DÜNYA DÜZENİ...
EKONOMİ VE DIŞ POLİTİKA...
BİNDE ÜDž...
BİLGİ TOPLUMU, TÜRKİYE VE YENİ PROJELER...
BİR YOL AYRIMI: PETROL YA DA ATOM…...
Bütün başlıklar için tıklayınız

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.