Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Akademik Yazılar > Kapitalizm değişirken yoksulluk da değişiyor

KAPİTALİZM NİTELİK DEĞİŞTİRİYOR

Kapitalizm değişirken yoksulluk da değişiyor

Türkiye'deki on altı milyon insanın yüzde onu yeni fakir. Çocuğuna simit almakta zorlanan bir milyon altı yüz bin aile var...

Yeni yoksulluk yanında, paylaşımın dehşet verici adaletsizliği de ortada. Dünyanın en kötü paylaşan beş ülkesinden biriyiz. Yoksul ile zengin arasındaki fark on üç misli... Batı'da bu fark dört mislini aşınca tüm sosyal kampanalar çalmaya başlar

Bu yazı dizisinin amacı dünyada ve Türkiye'de değişen kapitalizmin niteliklerine dikkat çekmek, günlük tartışmalar nedeniyle gözden kaçan "şu anda neredeyiz?" sorusuna cevap aramaktı.

Yeryüzünde sanayi dönemi yavaş yavaş sona ererken, yeni bir dünya doğuyor. Klasik iktisadın içinde oluştuğu çerçeve eriyor. Yeni bir iktisat doğmakta...

En yüksek değerin beyinsellikle üretildiği, iktisat biliminin "denge, eksik denge" kavramlarının yerini daha ziyade belirsizliğin aldığı bir dünya bu... Fizik biliminde değişim olunca iktisat bilimi de değişmek, dönüşmek zorunda...

Türkiye'ye gelince...

Günlük yaşamın ağırlığı, bizim kötümserliğimizi ve yakınmalarımızı yeniden üretir durur... Biraz daha geniş açılı bakışı engeller. Halbuki, dizide kısaca anlatmaya çalıştığımız gibi, Türkiye de derin bir değişim içinde... Enflasyonsuz, piyasanın kendi kurallarıyla işlediği bir yapıya doğru gidiyoruz. Binbir zahmet, binbir çile, binbir zorlukla...

Ancak katettiğimiz mesafe, dünya iş bölümünde vagon değiştirmemize yardımcı oldu.

Tekstili, Çin gibi ülkelere bırakırken, elektronik, otomotiv gibi sanayileri sahiplenir olduk. Bu, günlük iktisadı tartışırken, altını pek çizmediğimiz bir konu...

Halbuki, Türkiye'nin zenginleşmesi, dünya iş bölümündeki yerine bağlı. Neyi, ne kadar, nasıl üreteceğimizi, dünya piyasalarına bakarak planlarsak, daha hızlı hamle yapacağız.

Ancak, dünya nüfusunun yüzde birini, dünya ticaretinin ise binde iki, üçlerini oluşturan Türkiye'nin bu amaçla hareket etmesi ve günlük sıkıntılarını buna göre aşmayı planlaması lazım.

Mevcut kapitalist yapının, dünyadaki değişimine uygun hareket etmesi, toplumsal ve siyasi bir iradeyi gerektiriyor.

KIRILGAN EKONOMİ
Ne yaşadığımızı açıkça görebilirsek, mevcut huzursuzluklar ve bundan kaynaklanan tartışmalar da daha net ve yararlı bir çerçeveye oturacak.

Dış ticaret açığı, ihracatın ithalatı karşılama oranı, euro/dolar paritesi tabii ki çok önemli ve bugün bu oranlar kırılganlık işareti veriyor.

Bir başka ciddi sorun ise pek kimsenin peşine gitmediği ve siyaseten de takipçiliğine soyunmadığı Maastrich Kriterleri. Biz AB üyeliği için sürekli siyasi kriterler olan Kopenhag Kriterleri'ni konuşuyoruz ama ekonomi için sağlık işareti olan Maastrich Kriterleri gündemde değil. Mevcut durum bu kriterlerin uzağında seyretmekte... Mevcut uyum programları yanında bu konunun da taze tutulması yol almada çok yardımcı olur.

Ancak, bütün nitelik değişimine rağmen yakıcı bir başka sorun daha var. Bu da yoksulluk...

YENİ FAKİRLER
Kapitalizm nitelik değiştirirken, yoksulluk da nitelik değiştirmekte...

Sanayi döneminin geleneksel işlerinde eksilme başladıkça bu, en çok emeğini kol gücüyle kazananları vuruyor. Batıda bu konu epeydir gündemde ve yeni üretilen çarelerle aşılmaya çalışılıyor. Mesleki eğitim, ömür boyu eğitim, artık hareketli hale gelen iş yaşamının bir gereği. Kimse gençken başladığı bir işi ömür boyu başladığı gibi götüremeyecek... Beyinsel bir dönemin kapıları açıldığı için, hayatın hızı bir mesleğin ilk öğrenildiği biçimde yaşamı kapsamasını engelliyor. Sürekli gelişmeyi ve eğitimi mecbur kılıyor. Çağ, işsizlik çağı ve sistem buna çare arayıp duruyor...

Bizim içinde bulunduğumuz yoksulluk ise çağdan gene faz farkıyla ayrılıyor.

Tarımda çalışan on milyona yakın insanın, altı milyonu gizli işsiz. Bunları tarımdan çekip çıkarınca üretim düşmüyor hatta artma ihtimali var...

Tarımın bu yakıcı resminin yanı sıra hepimizin okul yılı olarak ilkokul dörtten terk olduğu da hatırlardan hiç çıkarılmamalı. Yirmi milyon çalışanın on altı milyonu mesleksiz...

Yoksulluğun daha da ürkütücü yanı ise "yeni yoksulluğu" doğurmuş olması.

Eskiden köyden göçenler ilk önce inşaata kapılanır, ardından daha oturmuş işlere geçerler, sisteme entegre olurlardı. Şimdi Türkiye'de bina fazlası var. İnşaat teknolojisi emeğe ihtiyaç duymuyor. Yığınların, yerleşik üretim çarkına giriş yapmasını sağlayan mekanizma çöktü. Hiçbir şekilde iş bulamaz haldeki bu insanlara "yeni fakirler" diyorlar.

Türkiye'deki on altı milyon insanın yüzde onu yeni fakir. Çocuğuna simit almakta zorlanan bir milyon altı yüz bin aile var...

Yeni yoksulluk yanında, paylaşımın dehşet verici adaletsizliği de ortada. Dünyanın en kötü paylaşan beş ülkesinden biriyiz. Yoksul ile zengin arasındaki fark on üç misli... Batı'da bu fark dört mislini aşınca tüm sosyal kampanalar çalmaya başlar...

Bu tablo ile yeni değişim nasıl birbiriyle irtibatlanacak?

GLOBAL BAKAR MISIN?
Türkiye'de iktisat, hayata günlük bakmak yerine bir bütün olarak bakmak zorunda.

Şu anda terfi ettiğimiz elektronik ve otomotiv düzeyi de bir süre sonra, bir sonraki aşamaya geçecek. Çünkü bir önceki kompartımandaki ülkeler daha ileri düzeydeki üretim biçimlerini terk edip, onları bize devredecek.

Biz dünya ticaretinden ne kadar pay alacağız, bunu hangi sektörlerle yapacağız, buna gerekli olan işgücünü nasıl eğiteceğiz?

Makro bir plana ihtiyaç var.

Mevcut resmin dünya dinamiğinin ittirmesiyle değişmesi sosyal tahribatı artırır. Sosyal sorunları patlatır, krizleri coşturur.

Şu anda avantajlı bir durumdayız. Ancak, bir sonraki aşamayı çok daha bilinçli ve çok daha az tahribatla yakalayabiliriz.

Bunun için dünyayı okumak, çağın gelişimini analiz etmek, olup biteni geniş perspektiften yorumlamak gerekiyor.

Kitleler, ekonomik göstergelerin umut verici sinyallerine, dünya iş bölümünün tanıdığı avantaja rağmen, bu olumlu işaretlerin günlük hayata yansımadığından yakınıyor. Enflasyon düştükçe, becerisiz yığınların canı daha çok yanabilir. "Öteki Türkiye" daha fazla acı çekebilir. Mesleksiz, üretimsiz yığınların enflasyonsuz bir ortamda yaşamaları daha da zorlaşacak.

Üretim becerisi olmayan eğitimsiz yığınları, orta vadeli bir program ile dünya iş bölümüne irtibatlamaktan başka bir çare yok gibi gözüküyor.

Türkiye, akla doğru gidiyor. Ama bu gidişin faturası çok büyük olmamalı. Aklı, şimdiden ve hayat zorlamadan keşfetmek, sıkıntıları azaltabilir.

Bunun için, bugünü yaşarken, değişimlerin yaratacağı geleceği de en azından gözümüzün ucuyla görmek zorundayız.
 

Mehmet Altan, Sabah
24.10.2003

Konu ile ilgili sayfalar...
SERBEST PİYASA KENDİNİ SİYASETÇİLERE DAYATIYOR…...
TARIM POLİTİKALARINDA DEVRİM...
YENİ DÜNYA DÜZENİ ...
TÜRKİYE’ DE KAYNAK DENİZİ KURUDU...
YENİ DÜNYA DÜZENİ...
EKONOMİ VE DIŞ POLİTİKA...
BİNDE ÜDž...
BİLGİ TOPLUMU, TÜRKİYE VE YENİ PROJELER...
BİR YOL AYRIMI: PETROL YA DA ATOM…...
Bütün başlıklar için tıklayınız

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.