Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Akademik Yazılar > EKONOMİ VE DIŞ POLİTİKA

EKONOMİ VE DIŞ POLİTİKA

Türkiye'nin "düşünce metodu" olmama­sı ve diğer ülkelerinkini de dört başı mamur özümsememesi,  yaşamsal olaylara bir "bütün" içinde bakabilmesini önlüyor,

Yeryüzünü bir bütünsellik içinde değerlen­dirip, tartışamıyoruz.

Daha çok ücra bir kasabanın kahvesinde mahsur kalmış insan psikolojisini içinde, ken­di topraklarımızı dünyanın merkezi sanıyoruz. Kendimizden ibadet bir atmosfer oluşturamı­yoruz.

Halbuki,  dünya bizden ibaret değil.  Üstelik,  yeryüzündeki gelişmeler bizi,  san­ğımızdan çok daha fazla etkiliyor.

Çünkü, bizim paramız dolara ayarlı...  Çünkü, bizim dünya ticaretindeki payımız binde beşi geçmiyor.

Çünkü,  bizim dış borcumuz elli milyar do­ları aşmış bulunuyor.

Bu kadar temel noktalarda dışa bağlı olan Türkiye'nin dış etkilere açık olmaması müm­kün mü?

Etkileniyoruz ama gene de akılcı hesapla­malar yaparak, "dış  alemin" ahvalini sual et­miyoruz.

Yapabilsek, fazla telefat vermeyeceğiz. Yapabilsek,  toplumsal sıkıntılar azalacak.  Yapabilsek, dünyayı daha iyi algılayabileceğiz.

Örneğin, bunu ekonomi ve dış politika ala­nında yapmaya çalışalım.  Önce şu soruyu soralım:

Dış politikamızı,  yeryüzündeki ekonomik gelişmeleri dikkate alarak;  politikamızı,  bu ge­lişmelerden "en iyi yararlanacağımız" biçim­de oluşturmayı denesek,  ne yapmamız ge­rekirdi?

* * *

İçerde,  kilitlenen "siyasal- sistemin" Türk  halkının özlemlerini cevaplayamayarak,  dara düştüğü bir dönemdeyiz.  Bu tıkanıklık, bizim,  dış dünyadaki gelişmeleri dikkatle ve özenle izlememizi de önlüyor.

Halbuki dışta da zorluklarımız artıyor. Ya­kında bize doğru esmesi muhtemel bir kasır­ganın şartları hazırlanmakta...

İçte olduğu gibi dışta da bir "kilitlenmeye" gitmekteyiz.

* * *

Aslında bu bir tesadüf değil...

İçerdeki sıkışıklığın, dış politikaya yansıma­sı doğal…

Dış politika ile iç politika birbirinden fazla­ca ayrılmaz.

Aynı siyaset kurumu, bir yanda rezaletler üretirken, diğer yanda harikalar yaratamaz.

* * *

Biz üretken bir devlet ve toplum değiliz. Onbeş Türk ancak bir Alman kadar üretiyor.

Üretken olmayınca, "para kazanma" an­layışını da ıskalıyoruz.

İçerde "politik emir",  dışarıda da "siyasal slogan" ile durumu idare etmeye uğraşıp du­ruyoruz. Taa Osmanlı'dan beri ...

 Ancak, "üreten" ve ülkesine "döviz kazan­dırmaya temel ilke" edinen toplumlarla, "dö­viz kazanmayı" temel ilke edinmemiş toplum­lar arasındaki "uyumsuzluğun" gittikçe tır­mandığı bir dönemdeyiz.

Kapitalist ülkelerin üretkenlikleri artıyor ama "kar oranları" düşüyor. Teknolojinin ve­rimliliği yükselirken kar oranlarının düşmesi,  ancak daha çok mal satarak aşılabilir.

Batı aleminin "serbest piyasa, insan hak­ları ve demokrasi" konusunda taviz verme­yen duruşları, ayrıca "globalleşme", bu ihti­yacın uzantısı olarak doğdu.

"Ordu besleyip" paraları savunmaya har­camadan, mallarını huzur içinde satmanın tek yolu, bu "altın üçgen formülünü" yine halı­ları ve demokrasimizi yani serbest para, yer­yüzüne uygulayabilirsen mümkün oluyor.

Ayrıca bu altın üçgen formülü, toplumların kalitesini artıracağı için, mal talebini de yük­seltir.

Şimdi dünyanın üretken toplumlarının pe­şinde koştuğu hedefler bunlar. Dış politika­larını da buna göre şekillendiriyorlar.

* * *

Türkiye beş milyonluk çağdaş ülkeler kadar bile üretim yapamadığı için "ülkeye dö­viz kazandıra devlet" anlayışını ön billurlaş­tıramıyor.

Dış politikasını "döviz kazanma" anlayışı üzerine de kurmuyor.

Hatta tam tersine, dünyanın "mal ve hizmet" dolaşımını rahatça sağlamaya yöne­lik hedeflerine ve globalleşmeye  ters düşen falsolarını artırıyor.

Irak, Kıbrıs ve Kürt sorunu, en güncel so­runlarımız.

* * *

Irak sorunu, Yeni Dünya Düzeni'ni de belirleyecek.  Dünyanın yeni çehresinin Ortado­ğu'daki duruşunu netleştirecek.

Ancak, Bill Clington korkusu bizim hükü­meti Saddam'a yakınlaştırmışa benziyor.

Halbuki,  Saddam bölgenin zehirlenmesi­ne yol açıyor.

Serbest piyasa, demokrasi ve insan haklarını boğazladığı gibi,  mal ve hizmet dolaşı­mını da aksatıyor. Ayrıca Batı'yı "savunma giderlerini"  yükseltmeye zorluyor.

Saddam bu nedenle Batı ile çelişiyor.  Dün­ya Kapitalist Sistemi ayakta kalmak için Sad­dam'ı harcamak zorunda.  Harcayacak da ...

Bu hesabı göremeyenin de, bu işten zarar almaması zor...

Akdeniz'in huzursuz adası Kıbrıs da, bu tablonun dışında değil.

Orada da uzlaşmayan cezalanacak. Üstelik uzlaşmamak "ulusal menfaatlerle" üst üste düşmüyor. Kıbrıs'ı çözümsüz bırak­mak, "korsan ada" anlayışından nemalanan bir avuç insan dışında kimsenin çıkarına de­ğil.

Güvenlik Konseyi'nin kararının eli kulağın­dadır herhalde...

Üstelik,  Türkiye, Kıbrıs 'ta" demokrasiden" yana da tavır almıyor. Geçen gün Kıbrıs Bay­rak Televizyonu,  Kıbrıslı muhalif liderlerin Ka­nal'daki "Bizim Koltuk" görüşmesini yayın­ladı, sonra da Başbakan Eroğlu ekrana çıka­rak bu liderleri "vatan hainliği" ile suçladı.

Bunun ardından da Alpay Durduran'ın parti genel merkezi makinalı tüfeklerle tarandı.

Hiç kimsenin kılı kıpırdamadı.

Kürt sorununu ise, artık herkesin koro ha­linde tekrarladığı gibi "sadece" sopayla çö­zemeyeceğimiz ortada.

On yıl içinde,  yüz kişilik PKK'yı, on bin ki­şilik bir güce döndürerek gencecik insanla­rımızın şehit düşmelerine, kol ve bacaklarını kaybetmelerine neden olduk.

Teröre neden olan toplumsal şartları orta­dan kaldırmayı ertelediğimiz için, askerleri­mizi savaşa yolladık.

Bunun tekrarlanmaması için, Güneydoğu'­ya çok geniş bir demokratikleşme ve ekono­mik paketi gerekiyor. Buradaki ekonomik faa­liyet ikliminin hazırlanması da,  demokratik­leşmenin hızlandırılmasına bağlı.

Yoksa sopa bu bölgemizi de Irak ve Kıbrıs gibi sürekli bir huzursuzluk kaynağı halinde bırakacak.

* * *

İşportacıların satışlarını engelleyenleri şişlediğini ara sıra gazetelerde okuruz. Bizde dünya mal ve hizmet dolaşımını  yanlış bir dış politikayla engellediğimiz için işportacı cina­yetine kurban gidebiliriz.

Batı, kendi mal ve hizmet üretimini aksa­tan ve "döviz kazanmayı" temel ilke olarak algılamayan devletlere "iyi gözle" bakmıyor çünkü...

 

Türk Henkel Dergisi, Aralık 1992

Konu ile ilgili sayfalar...
SERBEST PİYASA KENDİNİ SİYASETÇİLERE DAYATIYOR…...
TARIM POLİTİKALARINDA DEVRİM...
YENİ DÜNYA DÜZENİ ...
TÜRKİYE’ DE KAYNAK DENİZİ KURUDU...
YENİ DÜNYA DÜZENİ...
BİNDE ÜDž...
BİLGİ TOPLUMU, TÜRKİYE VE YENİ PROJELER...
BİR YOL AYRIMI: PETROL YA DA ATOM…...
Bütün başlıklar için tıklayınız

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.