Site İçi Arama

KENT DİNDARLIĞI

İslamiyet hoşgörü ve iyilik telkin ederken, Şeyh Galib’den Taliban’a nasıl geldi? Kaybedilen bu düzlemin sebepleri tam olarak neler? Dindarlık kır ile kent arasında ne gibi değişikliklere uğradı? Halen uğramaya devam ediyor mu? Çağın gerektirdiği gibi bir Müslümanlık yaşamak mümkün mü? Değilse, neden mümkün değil? Bu ve bunun gibi mühim sorulara yanıt arıyor Mehmet Altan. Güncelliğini uzun zaman koruyacağa benziyor dindarlığın boyutları da...Devamı...


 

Akademik Yazılar > TÜRKİYE’ DE KAYNAK DENİZİ KURUDU

TÜRKİYE’ DE KAYNAK DENİZİ KURUDU

 

TÜSİAD’ ın 10 Eylül günü yapılan Genişletilmiş Yüksek İstişare Konseyi Toplantısı'nda, Konsey Başkanı Rahmi Koç "Hükümet inan­dırıcılığını yitiriyor" demişti.

TÜSİAD  Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı da sanayide “tam bir çöküşün işaretleri olduğunu” söylemişti.

Cevap, Devlet Bakanı Cavit Çağlar' dan geldi.

Bakan, şöyle diyordu:

"Bu beylerin nesi sanayiciymiş? Otur­sunlar popolarının üzerine, oturdukları yer­de. Alışmışlar hep cukkaya, hep bana hep bana yutmaya. Bu hükümet halkın hükü­meti, TÜSİAD' ın hükümeti değil."

"Neden yakınıyorlar? Kendileri her ay araba, ilaç, buzdolabı fiyatına zam yapıyor.

Sıkıyorsa indireyim gümrük duvarlarını otomobilde, ilaçta, buzdolabında. O zaman rekabet etsinler göreyim."

* * *

Geçtiğimiz ay garip bir üslupla alevlenen bu tartışmaların sebebini Mensucat Santral Holding Yönetim Kurulu ve Murahhas Üyesi Aydın Koçoğlu bir tek cümleyle aydınlatıyor:

"Türkiye'de kaynak denizi kurudu."

* * *

Gerçekten de, Hükümet-TÜSİAD kavgasının temelinde, artık sanayiciye eskisi gibi ak­tarılmayan "kaynak" kavgası yatıyor.

Türkiye'nin elindeki yetersiz kaynağı yut­makta iki büyük "canavar" bugün öne çık­mış bulunuyor.

Bunlardan ilki kamu kesimi, ikincisi ise ta­rım sektörü ...

Devlet varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürmesine yardımcı olacak "vergiyi" bir türlü top­layamıyor. Vergi vermeyen büyük bir kesimin "siyasal tepkisinden" ürkerek, köklü bir ver­gi reformu yapmıyor.

O nedenle de, Türkiye'de "dört kişiden yalnız biri" vergi veriyor.

Kötü devlet işletmeciliği ve KİT’ lerin arpa­lık olarak kullanılması, kamu kesimine politi­kacıların taraftarlarının doldurulup, kadrola­rın şişirilmesi devletin zaten az olan gelirle­rini havaya savuruyor.

O zaman geriye pek az çare kalıyor. Ya yüksek faizle "iç borçlanma" ya da "kar­şılıksız para basmak."

İç borçlanma, faizleri yükselterek, yatırım yapılmasını çok güçleştiriyor. Tasarruflarına, devlet tahvilleri aracılığıyla ve yüksek faizle devlete gitmesine neden oluyor.

Karşılıksız para basmak ise enflasyona yo­l açıyor.

Bir yandan yüksek faiz, diğer yandan enf­lasyon sanayi kesimini zorluyor.

Kaynakların yutulmasındaki ikinci büyük çukur ise tarım kesimi.

Bunun hangi boyutlarda olduğunu, gene geçen ay KİT toplantısında görüşülen Top­rak Mahsulleri Ofisi'nin hesaplarının incelen­mesinden çıkarabiliriz.

TMO Genel Müdürü bu toplantıda "çiftçi­den 180 dolara alınan buğdayın tonunun 108-112 dolar arasında satılabildiğini" be­lirtti.

Bir başka yetkili ise kilosu 1200 lira eden buğdayın Toprak Mahsulleri Ofisi'nin destek­leme alımlarıyla devlete 3 bin liraya maloldu­ğunu kaydetti.

Aradaki fark, yani 1800 lira Hazine'den kar­şılanıyor.

Bu ise, devletin elindeki yetersiz kaynak­ları emmekteki ikinci büyük neden oluyor.

Hoş, KiT Komisyonu'ndaki bir diğer yetki­li, cılız kaynaklardaki bu sıkışmayı her politi­kacının gördüğünü ama çözmediğini şöyle anlatıyor:

"Her hükümet destekleme alımlarında işin ne kadar vahim olduğunu görür, an­cak yine de yüksek fiyat vermeye devam eder. Bu durum sürdükçe KiT sorunu gi­derek daha da ağırlaşıp, artık işin içinden çıkılmaz bir hal alıyor."

TÜSİAD üyelerinin taleplerinde ise, bu çar­pıklığın kendi lehlerine yönelik olarak düzel­tilmesi arzusu var.

Ama "kaynak denizi kuruduğu" için Hü­kümet, bu baskıyı hafifletecek bir çözüm bu­lamıyor.

Oy tarlası olarak gördüğü için tarıma sağ­ladığı desteği de azaltamıyor.

Bir yandan da, devletin ekonomideki pa­yının yüksekliği ve iktisat biliminin gerekleri­nin yerine "politik avantanın" yerleştirilmesi' devletin kamu açıklarını büyütüyor.

Sanayiciler ise açıkta kalıyor.

* * *

Bundan sonra hükümetler bir seçim yapmaya zorlanacak.

Ya KİT’ leri ellerinin altında tutup köylüle­re kaynak aktaracak ve sanayicilerin baskı­sıyla karşılaşacaklar.

Ya da sanayiye kaynak aktaracak ve böylelikle memurun tepkisine hedef olacaklar.

Siyasi partilerin artık boş vaadlerle oy top­laması bitiyor. Artık her parti kendi tabanını seçmek zorunda kalacak. Ve kaynakları na­sıl dağıtacağını baştan anlatacak.

* * *

Tabii, sanayiciler de kendi durumlarını bir gözden geçirecekler.

Yetmiş yıl, hortumlarını, devletin kaynak­larına dayayıp, beleşten beslenmenin, güm­rük duvarlarıyla korunup, yabancılarla reka­bet edemeyen mallar üretmenin bedelini şim­di ödüyorlar.

Kendi ayakları üzerinde durmayı becere­mediklerinden Cavit Çağlar'dan inanılmaz hakaretler işitip, aşağılanıyorlar. "İndiririm gümrük duvarlarını" türünden tehditlerle korkutulabiliyorlar.

* * *

Türkiye gerçek "para kavgasını", değişik gruplar arasındaki çıkar mücadelesini yarat­maya hazırlanıyor .

Demokrasi de, bu kavgalarla pekişecek za­ten.

Yüzyıl kadar gecikmiş olarak.

 

Türk Henkel Dergisi, Ekim 1992

Konu ile ilgili sayfalar...
SERBEST PİYASA KENDİNİ SİYASETÇİLERE DAYATIYOR…...
TARIM POLİTİKALARINDA DEVRİM...
YENİ DÜNYA DÜZENİ ...
YENİ DÜNYA DÜZENİ...
EKONOMİ VE DIŞ POLİTİKA...
BİNDE ÜDž...
BİLGİ TOPLUMU, TÜRKİYE VE YENİ PROJELER...
BİR YOL AYRIMI: PETROL YA DA ATOM…...
Bütün başlıklar için tıklayınız

E-posta : info@mehmetaltan.com

VB#Turk Yazılım ve Bilgisayar desteği ile sizlere ulaşmaktadır.